<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>PeyzaX</title>
	<atom:link href="https://www.peyzax.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.peyzax.com</link>
	<description>Peyzaj Mimarlığı, Şehir ve Bölge Planlama, Mimarlık ve Kentsel Tasarım Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Apr 2026 19:53:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/cropped-peyzax-logo-icon-32x32.png</url>
	<title>PeyzaX</title>
	<link>https://www.peyzax.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri</title>
		<link>https://www.peyzax.com/sifa-bahceleri/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/sifa-bahceleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melike Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 11:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasarım Trendleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=75911</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1250" height="675" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="ihlamurkasri-kapak" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak.jpg 1250w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak-850x459.jpg 850w" sizes="(max-width: 1250px) 100vw, 1250px" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 1"></div>Bitkiler sadece estetik ve fonksiyonel amaçlarla kullanılmaz. Bitkiler, geçmişte ve günümüzde insan sağlığını desteklemek ve tedavi amacıyla da kullanılmıştır. Bu amaçla tasarlanan mekanlara &#8216;şifa bahçeleri&#8216;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1250" height="675" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="ihlamurkasri-kapak" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak.jpg 1250w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak-850x459.jpg 850w" sizes="(max-width: 1250px) 100vw, 1250px" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 18"></div>
<p>Bitkiler sadece estetik ve fonksiyonel amaçlarla kullanılmaz. Bitkiler, geçmişte ve günümüzde insan sağlığını desteklemek ve tedavi amacıyla da kullanılmıştır. Bu amaçla tasarlanan mekanlara &#8216;<strong>şifa bahçeleri</strong>&#8216; adı verilmiştir. Doğru bitki seçimi ve bu amaca yönelik tasarımla bu mekanlar, yalnızca bir peyzaj düzenlemesi değil; fiziksel ve zihinsel iyileşmeyi destekleyen alanlara dönüşür.</p>



<h2 class="wp-block-heading is-style-default"><strong>Şifa Bahçesi Nedir?</strong></h2>



<p>Şifa bahçeleri, genellikle insanların zihinsel duygusal sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan alanlardır.  Şifa bahçeleri, en anlaşılabilir tanımı ile tıbbi bitkilerin yetiştirildiği, geliştirildiği ve elde edildiği alanlardır. Bu alanlar yalnızca bitki üretiminin yapıldığı yerler değil, aynı zamanda doğanın insan yaşamına fayda sağlayacak şekilde düzenlendiği özel mekânlardır. Tıbbi bitkilerin kontrollü koşullarda yetiştirilmesi, hem bitkisel kaynakların sürdürülebilirliğini sağlar hem de insan sağlığına katkı sunacak nitelikli ürünlerin elde edilmesine imkân verir. Bu yönüyle bahçeler, doğa ile insan arasında kurulan iyileştirici bir köprü niteliği taşır. Şifa bahçelerinde sadece bitkiler değil su öğesi de iyileştirici olarak kullanılır. </p>



<p>Şifa bahçeleri zihinsel ve fiziksel engelli bireyler, alzheimer hastaları, demas hastaları, depresyon ve anksiyete bozukluğu yaşayanlar, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayanlar, otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin tedavisinde etkili rol oynar.<br></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Şifa Bahçesinin Amaçları</strong></h3>



<p>1. Stresi azaltarak, bedensel dengenin sağlanmasına yardımcı olur.</p>



<p>2. Fiziksel aktiviteyi sağlar. Bitkilerin arasında yürüyüş yapmak, bahçe işleri ile uğraşılabilecek alanlar sunmak fiziksel olarak hareketliliği artırır.</p>



<p>3. Bitkilerin formu, dokusu, kokusu, rengi insanlara huzur, mutluluk gibi olumlu duygular beslemesine neden olur. Ruhsal olarak kötü olan bireylerin doğa ile etkileşimde olduklarında tedavisinde olumu sonuçlar elde edildiği bilinmektedir.</p>



<p>4. Aktivite alanları oluşturarak meditasyon ve düşünme alanları için uygun ortam sağlanabilir.</p>



<p>5. Şifa bahçelerinde bitkilerin yetiştirilmesi ve kullanılmasıyla ilgili bilgiler verilir.</p>



<p>6. Adaçayı, biberiye, papatya, lavanta gibi tedavi edici bitkiler yetiştirlir.</p>



<h2 class="wp-block-heading is-style-default"><strong>Şifalı Bitkiler ve Kullanım Amaçları</strong></h2>



<p>Şifalı bitki, insan sağlığını desteklemek veya bazı hastalıkların tedavisine yardımcı olmak amacıyla kullanılan, yaprak, çiçek, kök, tohum ya da kabuk gibi kısımlarında biyolojik olarak aktif maddeler içeren bitkilere verilen isimdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Hangi Bitki Neye Yarar?</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Papatya </strong> → Sakinleştirici etki, uyku problemleri, mide rahatlatma</li>



<li><strong>Nane </strong> → Sindirimi destekler, mide bulantısını azaltır, ferahlatıcı etki</li>



<li><strong>Adaçayı </strong> → Boğaz ağrısı, ağız içi enfeksiyonlar, bağışıklık desteği</li>



<li><strong>Lavanta </strong> → Stres azaltma, rahatlama, uyku kalitesini artırma</li>



<li><strong>Zencefil </strong> → Bağışıklık güçlendirme, soğuk algınlığı, mide bulantısı</li>



<li><strong>Ihlamur </strong> → Soğuk algınlığı, terletici etki, yatıştırıcı</li>



<li><strong>Biberiye </strong> → Hafıza ve odaklanma desteği, dolaşım sistemi</li>



<li><strong>Kekik </strong>→  Antibakteriyel etki, öksürük ve solunum yolu desteği</li>



<li><strong>Aloe vera </strong> → Cilt yenileme, yanık ve tahrişlerde yatıştırıcı etki</li>



<li><strong>Rezene </strong> → Sindirim sistemi, gaz ve şişkinlik azaltma</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">Şifa Bahçesi Nasıl Tasarlanır?</h2>



<p>1. Kullanıcı odaklı olmalıdır. Ziyaretçilerin ihtiyaçları ve talepleri ele alınmalıdır.</p>



<p>2. Tıbbi bitkilerin yanı sıra görsel ve duygusal etki sağlayan bitkiler seçilmelidir. </p>



<p>3. Tasarımın bir parçası olarak su öğeleri, taşlar, ahşap yapılar gibi doğal unsurların kullanılması önemlidir.</p>



<p>4. Erişilebilir ve güvenli olmalıdır. Engellilerin ve her yaş grubundan bireylerin kolayca hareket edeceği şekilde tasarlanmalıdır. Engellilere uygun yollar, aydınlatma ve zemin gibi unsurlar özenle seçilmelidir.</p>



<p>5. Tasarım sürecinde doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilir bir çevre için önlemler alınmalıdır.</p>



<p>6. Farklı yaş grupları için alanlar içermelidir. Çocuklar için oyun alanları, eğitim alanları içermelidir. Ziyaretçiler için dinleme ve eğitim alanları bilgilendirme ve yönlendirme panolarına yer verilmelidir.</p>



<p>7. Sosyal aktivitelerin yapılacağı , yeme, içme vb. ihtiyaçların giderileceği alanlar oluşturmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Dünyadan Şifa Bahçeleri Örnekleri</h2>



<h3 class="wp-block-heading">HortPark (Singapur)</h3>



<p>Singapur&#8217;daki&nbsp;HortPark bünyesinde yer alan şifa bahçesi (Therapeutic Garden), zihinsel ve fiziksel sağlığı desteklemek amacıyla özel olarak tasarlanmış Singapur&#8217;un ilk halka açık terapötik bahçesidir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="900" height="500" data-id="75913" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/hort-park.jpg" alt="" class="wp-image-75913" style="width:661px;height:auto" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 2"><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 10</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="900" height="500" data-id="75921" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/hort-park-1.jpg" alt="" class="wp-image-75921" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 3"><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 11</figcaption></figure>
</figure>



<h3 class="wp-block-heading">Khoo Teck Puat Hospital (Singapur)</h3>



<p>Khoo Teck Puat Hospital (KTPH), Singapur&#8217;un Yishun bölgesinde yer alan ve doğa dostu &#8220;bahçe içinde hastane&#8221; konseptiyle dünyaca ünlü olan genel ve akut bakım devlet hastanesidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1024" height="490" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/03-Plants-Greenery-cascading-down-1024x490-1.jpg" alt="" class="wp-image-75929" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 4"><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 12</figcaption></figure>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h3 class="wp-block-heading">Kew Botanik Bahçesi</h3>



<p>Kew Botanik Bahçesi (Royal Botanic Gardens, Kew), dünyanın en önemli botanik araştırma ve koleksiyon merkezlerinden biridir. Londra’da yer alan bu alan, binlerce bitki türüne ev sahipliği yaparak özellikle tıbbi ve nadir bitkiler üzerine yapılan bilimsel çalışmalara kaynak oluşturur. Tarihi peyzaj tasarımı, sera yapıları ve zengin bitki çeşitliliği ile yalnızca bir botanik bahçesi değil, aynı zamanda doğa ile insan arasındaki iyileştirici ilişkiyi ortaya koyan önemli bir referans alanıdır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1140" height="855" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Londra-Gezi.webp" alt="" class="wp-image-75954" style="aspect-ratio:1.3351327035537561" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 5"><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 13</figcaption></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Missouri Botanical Garden</h3>



<p>“Missouri Botanik Bahçesi (Missouri Botanical Garden), Amerika Birleşik Devletleri’nin St. Louis kentinde yer alan ve dünyanın en eski botanik bahçelerinden biri olarak kabul edilen önemli bir araştırma merkezidir. Zengin bitki koleksiyonu, özellikle tropik türler üzerine yapılan bilimsel çalışmalar ve bitki koruma projeleri ile öne çıkar. Aynı zamanda sürdürülebilirlik, eğitim ve doğa koruma alanlarında küresel ölçekte referans kabul edilen bir botanik bahçesidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/2.webp" alt="" class="wp-image-75970" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 6"><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 14</figcaption></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Tatton Park</h3>



<p>Tatton Park, İngiltere’nin Cheshire bölgesinde yer alan tarihi bir peyzaj alanı ve botanik bahçedir. Geniş park alanları, tematik bahçeleri ve tıbbi bitkilere yer verilen düzenlemeleri ile hem estetik hem de eğitim amaçlı kullanılan önemli bir açık alan örneğidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="480" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Tatton_house.jpg" alt="" class="wp-image-75978" style="width:800px;height:auto" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 7"><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 15</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Türkiye&#8217;den Şifa Bahçesi Örnekleri</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Ihlamur Kasırları</h3>



<p>“Ihlamur Kasırları, İstanbul’da yer alan tarihi bir peyzaj alanı olup Osmanlı dönemine ait önemli bir dinlenme ve temsil mekânıdır. Yapı çevresindeki düzenlenmiş bahçeler, estetik peyzaj anlayışının yanı sıra doğayla temasın insan üzerindeki iyileştirici etkisini destekleyen bir ortam sunar. Günümüzde bu alan, kent içinde stresin azaltılması, zihinsel rahatlama ve doğa ile bütünleşme açısından şifa bahçeleri yaklaşımına yakın özellikler taşıyan önemli bir açık alan olarak değerlendirilmektedir.  </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1250" height="675" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak.jpg" alt="" class="wp-image-75987" style="aspect-ratio:1.8518899754103049" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 8" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak.jpg 1250w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ihlamurkasri-kapak-850x459.jpg 850w" sizes="(max-width: 1250px) 100vw, 1250px" /><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 16</figcaption></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi</h3>



<p>İstanbul’da yer alan ve tamamen şifalı bitkilere odaklanan önemli bir botanik alandır. Çok sayıda tıbbi ve aromatik bitki türünün yetiştirildiği bu bahçe, hem eğitim hem de koruma amacı taşır. Ziyaretçilere bitkilerin tedavi edici özelliklerini tanıtarak doğa ile insan arasındaki iyileştirici ilişkiyi güçlendiren önemli bir şifa bahçesi örneğidir</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hekim Sinan Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Araştırma Merkezi</h3>



<p>Hekim Sinan Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Araştırma Merkezi’nde bitkiler, botanik açıdan doğru şekilde tayin edilerek yetiştiriciliği yapılmaktadır. Uygun koşullarda kurutulup paketlenerek depolanmaktadır.<br>Kara mürver, kekik, adaçayı, tıbbi nane, tıbbi papatya, ekinezya, melisa, aynısefa, aspir, çörekotu, anason, civanperçemi ve karabuğday gibi tıbbi bitkilerin tarımı gerçekleştirilmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="735" height="400" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/7353_9.jpg" alt="" class="wp-image-76003" style="aspect-ratio:1.8375284931373976;width:799px;height:auto" title="Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 9"><figcaption>Doğanın İyileştirici Gücü: Şifa Bahçeleri 17</figcaption></figure>



<p>Şifa bahçeleri, peyzaj tasarımını yalnızca estetik bir düzenleme anlayışından çıkararak, insanın fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığını bütüncül olarak destekleyen yaşam alanlarına dönüştürür. Bu bahçelerde kullanılan bitki çeşitliliği, renk, koku ve doku gibi duyusal uyarıcılar aracılığıyla kullanıcı üzerinde sakinleştirici ve iyileştirici bir etki oluşturur.</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/sifa-bahceleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma</title>
		<link>https://www.peyzax.com/buyukadada-hareketlilik-yaya-odakli-bir-kentsel-okuma/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/buyukadada-hareketlilik-yaya-odakli-bir-kentsel-okuma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yağmur ATILGAN ADIYAMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 13:36:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir ve Bölge Planlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=75482</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1300" height="732" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/buyukada.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="buyukada" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/buyukada.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/buyukada-850x478.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma 19"></div>Kentlerde hareketlilik çoğu zaman ulaşım sistemleri üzerinden tartışılsa da, aslında doğrudan mekânın nasıl kurulduğu ile ilişkilidir. Büyükada, bu ilişkinin açık biçimde okunabildiği özel bir örnek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1300" height="732" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/buyukada.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="buyukada" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/buyukada.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/buyukada-850x478.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma 25"></div>
<p>Kentlerde hareketlilik çoğu zaman ulaşım sistemleri üzerinden tartışılsa da, aslında doğrudan mekânın nasıl kurulduğu ile ilişkilidir. Büyükada, bu ilişkinin açık biçimde okunabildiği özel bir örnek sunar. Motorlu araç trafiğinden arındırılmış yapısı, yaya öncelikli düzeni ve kendine özgü morfolojik karakteri ile ada, kentsel hareketliliğin farklı bir biçimini ortaya koyar.</p>



<p class="is-style-alert-2 has-black-color has-white-background-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-9b0985327ac99fdf6c839f3ef39814a4"><em>Büyükada, İstanbul Adaları’nın merkezi olması, tarihsel yapısı, imar planları ile doğal ve beşeri coğrafya faktörlerinin etkisi ile planlamanın en önemli alanını oluşturmaktadır.” (Garipağaoğlu ve Özcan, 2016)</em></p>



<h2 class="wp-block-heading">Morfolojik Yapı ve Sokak Mekânları</h2>



<p class="has-text-align-left">Kentsel morfoloji, yol sisteminden yerleşim dokusuna kadar birçok analizi bünyesinde barındırır ve kentsel sistemi oluşturan öğelerin bir arada düşünülmesine olanak sağlar.</p>



<p class="has-text-align-left">Büyükada bütününde morfolojik yapıya ilişkin yapılan üst ölçekli analizler; alanın eğim durumu, açık-kapalı alan ilişkisi ve erişilebilirlik durumu gibi değerlendirmeleri kapsamaktadır. Adanın kuzey kesiminde konumlanan iskele meydanı ve çevresinde; eğim azdır, ticari işlevlerin ve idari tesislerin yoğunlaştığı bir merkez oluşumu söz konusudur. İskele çevresinde kent dokusunun yoğun olduğu ve genelde bitişik nizamda binaların bulunduğu, kuzeyden güneye gidildikçe morfolojik yapıda değişim, yapı ve insan yoğunluğunda azalma görülmektedir. Yol sisteminin oluşumunda, bölgenin doğal sınırları ve sahip olduğu topoğrafik özellikler önemli etkenlerdir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="893" height="698" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/image-7.png" alt="" class="wp-image-75531" title="Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma 20"><figcaption class="wp-element-caption"><em><strong>Büyükada Kent Dokusu Ve Yol Ağı</strong></em></figcaption></figure>



<p>İskele ile yakın çevresinde; ızgara ve organik yol dokusu hâkim olup sıklaşan yolların birleşme noktalarında meydanlar oluşmuştur ve yaya akışları da bu doğrultudadır. Büyükada genelindeki kamusal kullanım kuzeyde yoğunlaşsa da farklı yürüyüş güzergâhları bulunmakta, dolayısıyla Büyükada’nın tamamı kamusal mekân<br>niteliğinde olup ada çevresini saran yol ağının ana hattı tur güzergâhıdır. Bu güzergâh, sadece adalıların kullanımına yönelik değil, aynı zamanda ziyaretçi gezintileri için de uygundur. Büyükada içinde yaşayan yerel halk ve ziyaretçi kullanımlarının bütünleştiği iskele alanında, ticari işlevler ve idari tesisler yoğunlaşmıştır.</p>



<p>“Bütünleşik mekânlar bir yerde yaşayan ya da orda herhangi bir nedenle bulunan tüm insanları bir araya getirme potansiyeli taşır. En bütünleşik mekânlar ise başka bir yere gitmek için bile içinden geçme olasılığı bulunan mekânlardır” (Gündoğdu ve Özkök, 2017, s.65). Bu bağlamda, potansiyel açıdan en yüksek ve düşük bütünleşme<br>oranına sahip olan akslar çalışma alanı olarak seçilmiş ve mikro ölçekli analizler ile Büyükada’nın sokak ve cadde bazındaki mevcut durumu incelenmiştir. Ana meydandan diğer yollara bağlantıyı sağlayan Çınar Caddesi 286 m. uzunluğa sahiptir, caddenin başlangıç ve bitiş noktası arasındaki kot farkı 1,39 metredir, diğer cadde ve sokaklara göre daha yoğun kullanılmaktadır (Özbek, 2015, sf. 288).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="889" height="604" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/5555.png" alt="" class="wp-image-75499" title="Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma 21"><figcaption class="wp-element-caption"><em><strong>Çınar Caddesi ve Çevresi Arazi Kullanımı</strong></em></figcaption></figure>



<p>Etkin yaya aksları ile iskele alanının çevresindeki bazı meydanlar ve özellikle saat meydanı rahat algılanabilmektedir. Saat meydanı, iskeleden güneye doğru dik ana yaya aksı ile bağlanmış olup, bu meydandan ve diğer işlek caddelerden fayton meydanı ise yeterince algılanamamaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Erişim ve Ada İçi Hareketlilik</h2>



<p>Büyükada’ya erişim, günümüzde İstanbul’un farklı noktalarından sağlanan düzenli deniz ulaşımı ile gerçekleşmektedir. Eminönü, Kabataş, Kadıköy, Beşiktaş, Bostancı, Maltepe ve Kartal gibi iskelelerden sağlanan ulaşım, kentin diğer ulaşım sistemleri ile entegre bir yapı oluşturmaktadır.</p>



<p>Ada içi hareketlilikte motorlu taşıt girişinin olmaması belirleyici bir özelliktir. Yaya hareketliliği temel ulaşım biçimini oluştururken, bisiklet kullanımı da yaygın bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. İskele çevresinde bulunan bisiklet kiralama noktaları, ziyaretçiler için teşvik edici bir unsur oluşturmaktadır. Ancak topoğrafyanın etkisiyle bazı bölgelerde eğimin fazla olması erişimi zorlaştırmaktadır.</p>



<p>Geçmişte önemli bir ulaşım türü olan faytonların kaldırılmasıyla birlikte elektrikli araçlar ada içi ulaşımda kullanılmaya başlanmıştır. Elektrikli otobüsler ve taksiler, hem kamusal hem bireysel hareketliliği desteklemektedir. Bununla birlikte ada genelinde yaya odaklı dolaşım güçlüdür. Ancak yaya yollarının fiziksel koşulları ve mekân kalitesi yer yer yetersiz kalmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="888" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ulasimpaftasi.jpg" alt="" class="wp-image-75507" title="Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma 22"><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>Prens Adalarına Ana Kara İskelelerinden Deniz Yolu İle Erişim</em></strong></figcaption></figure>



<p>Günümüzde ise, ana kara ile bağlantı Eminönü, Kabataş, Kadıköy, Beşiktaş, Bostancı, Maltepe ve Kartal iskelelerinden şehir hatları ve özel taşımacılık şirketlerince yerleşim olan bütün adalara düzenli seferler ile sağlanmakta ve Büyükada’da üç ayrı iskele bulunmaktadır. Adalar’a deniz yoluyla erişimin gerçekleştirildiği ana karadaki iskelelerin yakın mesafesinde metro, tramvay istasyon noktaları ve otobüs, minibüs, dolmuş durakları bulunmakta, böylece kentin iç kesimlerinden raylı, lastik tekerlekli sistemler ve ara toplu taşıma araçları ile deniz<br>ulaşımı entegrasyonu sağlanmaktadır.<br>Bisiklet ve alternatif ulaşım türlerinin Büyükada içi hareketlilikte etkin kullanımı, sürdürülebilirlik ilkelerine uygunluk açısından İstanbul kent içi ulaşım sistemine göre farklılık göstermektedir. Adalar içerisinde, oldukça yaygın bir ulaşım aracı bisiklettir fakat topoğrafik açıdan bazı kesimlerde eğimin fazla oluşu erişim zorluğu yaratmakta ve caydırıcı etki yaratmaktadır. Adalar içerisindeki yollarda motorlu taşıt girişinin bulunmaması da bisiklet kullanımının daha sağlıklı ve etkin bir alternatif oluşturmaktadır. İskele çevresinde bisiklet kiralama yerlerinin bulunması, günübirlik ziyaretçilerin bisiklet kullanımı için teşvik edici unsurlardandır. Bununla birlikte,<br>İstanbul ana karasından bisikletle vapur yolculuğu alternatifinin bulunması, Adalar’a bisiklet ile erişim kolaylığı sağlaması ada içinde bisiklet ile hareketliliğin tercih edilme nedenidir ancak bu konuda kontrolsüz kullanan acemi bisiklet sürücüleri yollarda sorun oluşturmakta ve bireysel mobil araç kullanımları açısından da yeterince denetim bulunmamaktadır.</p>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="899" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_7604-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75515" title="Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma 23"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Büyükada Elektrikli Taksiler</strong></figcaption></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="975" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_7606-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75523" style="width:363px;height:auto" title="Büyükada’da Hareketlilik: Yaya Odaklı Bir Kentsel Okuma 24"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Büyükada Elektrikli Otobüs</strong></figcaption></figure>
</div>
</div>



<p>Ulaşım modlarının değişimi ile geçmişte Adaların kimliği ile bütünleşmiş geleneksel fayton taşımacılığı kaldırılarak toplu taşıma hizmeti veren elektrikli otobüslerin ve taksilerin kullanımına başlanılmıştır. 13 kişilik uygun ücretlendirilmiş bu araçlar ve maksimum 4 kişilik elektrikli taksiler ile yolcu taşımacılığı gerçekleştirilmektedir.<br>Ayrıca, ada içinde yaya odaklı hareketlilik etkindir. Adalar için belirlenen rotalar ve iskele çevresinde oluşturulan yaya dolaşım bölgeleri, yaya erişimini tercih edilebilir kılmaktadır. Büyükada içine motorlu taşıt girişinin yasak olması, sağlıklı ve güvenli dolaşım olanağı yaratmaktadır. Yaya hareketliliği, Büyükada’da günübirlik yeme içme, dinlenme, küçük alışveriş, hafta sonu konaklama gibi rekreasyon amaçlı gezintilerde de tercih edilen bir erişim biçimidir, ancak yol mekân kalitesi düşüktür, yaya kaldırımları yetersiz kalmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Alternatif Bir Hareketlilik Modeli</h2>



<p>Büyükada, yaya hareketliliğinin güçlü olduğu, motorlu araç trafiğinden arındırılmış yapısı ile sürdürülebilir bir ulaşım modeli sunmaktadır. Bisiklet ve elektrikli araç kullanımı ile desteklenen bu yapı, çevre ve insan sağlığı açısından olumlu bir örnek oluşturmaktadır ancak sokak ve yol mekânlarının fiziksel koşullarının iyileştirilmesi gerekmektedir.</p>



<p>Büyükada’da gözlemlenen bu hareketlilik modeli, İstanbul’un farklı bölgeleri için de bir yaklaşım sunmaktadır. Özellikle deniz ulaşımı ile desteklenen, yaya odaklı ve çevre dostu ulaşım çözümleri farklı alanlarda uygulanabilir.</p>



<p>Kentsel hareketlilik ve erişilebilirliğin mahalle ölçeğinde ele alınması, motorlu araç trafiğinin sınırlandırılması, yaya ve bisiklet kullanımının teşvik edilmesi sürdürülebilirlik açısından önem taşımaktadır. Bununla birlikte, hareketlilikle ilgili düzenlemelerin yalnızca sürdürülebilirlik değil, aynı zamanda esneklik ve krizlere karşı dayanıklılık sağlaması gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kaynakça</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Beckmann K. J., Hesse M., Holz C.-Hunecke R. M., 2006, Stadtleben – Wohnen, Mobilitaet und Lebensstil, Wiesbaden</li>



<li>Akpınar, S. (1984). Adaların Tarihi ve Arkeolojisi, Adaların Türk Turizmindeki ve Edebiyatındaki Yeri ve Önemi Semineri, 3 Mayıs 1984, Burgazada Lioness Kulübü Derneği, İstanbul.</li>



<li>Garipağaoğlu, N., &amp; Özcan, S. İstanbul Adaları’nın Mekan-Kıyı Yönetimi Ve Sürdürülebilirlik Kapsamında Planlanması. Marmara Coğrafya Dergisi, (33), 215-240.</li>



<li>Lynch K., 2011, Kent İmgesi, T. İş Bank. Kültür Yayınları</li>



<li>Özbek, M. Ö. (2015). Prens Adalarının Morfolojik Yapılarının Yaya ve Bisiklet Erişilebilirliği Üzerinden İncelenmesi, Türkiye Kentsel Morfoloji Araştırma Ağı Kentsel Morfoloji Sempozyumu “Temel Yaklaşımlar ve Teknikler&#8221; Kitabı. Düzenleyen Mersin Üniversitesi. 22- 23 Ekim.</li>



<li>Tuğlacı, P. (1989). Tarih Boyunca İstanbul Adaları. Cem Yayınevi.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/buyukadada-hareketlilik-yaya-odakli-bir-kentsel-okuma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor?</title>
		<link>https://www.peyzax.com/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-peyzaj/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-peyzaj/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursena TOPAL]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 10:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Peyzaj Mimarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=75305</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1062" height="1008" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/SKA-1.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="SKA" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/SKA-1.png 1062w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/SKA-1-850x807.png 850w" sizes="(max-width: 1062px) 100vw, 1062px" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 26"></div>2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) genellikle yüksek siyasetin, Birleşmiş Milletler salonlarının veya devasa şirketlerin raporlarında yer alan uzak kavramlar gibi algılanıyor. Ancak gerçek şu ki;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1062" height="1008" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/SKA-1.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="SKA" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/SKA-1.png 1062w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/SKA-1-850x807.png 850w" sizes="(max-width: 1062px) 100vw, 1062px" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 43"></div>
<p>2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) genellikle yüksek siyasetin, Birleşmiş Milletler salonlarının veya devasa şirketlerin raporlarında yer alan uzak kavramlar gibi algılanıyor. Ancak <strong>gerçek şu ki;</strong> bu 17 devrimsel hedef, aslında biz peyzaj tasarımcılarının çizim masalarında, bitki listelerinde ve arazi kullanım kararlarında hayat buluyor.</p>



<p>Artık eski moda, peyzajı sadece <strong>&#8220;bahçe güzelleştirme&#8221;</strong> veya binaların etrafına serpiştirilen &#8220;dekoratif yeşil sos&#8221; olarak gören anlayışa veda etme vakti geldi. Bizler sadece estetik birer manzara yaratmıyoruz; bizler aslında <strong>ekosistem onarıyoruz</strong>. Bir alanın drenajını kurgularken su döngüsünü, bitki seçimini yaparken yerel fauna zincirini tamir ediyoruz. Tasarladığımız her metrekare, <strong>gezegenin bağışıklık sistemine </strong>vurulan bir aşıdır. <a href="https://turkiye.un.org/tr/sdgs" target="_blank" rel="dofollow noreferrer noopener">Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKA)</a>, çoğu zaman bir “etiket” olarak kullanılıyor. Oysa <strong>bu hedefler</strong>, aslında tasarımın kendisini değiştirmesi gereken bir çerçeve.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-medium-font-size"><strong>Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Bir “Etiket” Değil, Tasarımın Karar Mekanizmasıdır</strong></h2>



<p><strong><a href="https://www.peyzax.com/surdurulebilir-kalkinma-icin-17-kuresel-amac/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri</a></strong>, çoğu projede ne yazık ki sadece birer <strong>&#8220;ikon&#8221;</strong> olarak kalıyor: İkon ekleniyor, başlık yazılıyor ve konu kapanıyor. Oysa bu yaklaşım sadece vitrini süsler. Gerçek bir tasarımda SKA; nerede, nasıl müdahale edeceğinizi ve hangi sistemi kuracağınızı belirleyen ana çerçevedir. Bu çerçeveyi oluşturan yapı: <a href="https://www.un.org/en/" data-type="link" data-id="https://www.un.org/en/" rel="nofollow noopener" target="_blank">United Nations</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="474" height="355" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/OIP.webp" alt="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri" class="wp-image-75398" style="aspect-ratio:1.3352617876771768;width:800px;height:auto" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 27"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 35</figcaption></figure>



<p class="is-style-default has-black-color has-cyan-bluish-gray-background-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-4ded1a20b853de5e8fdd24744f0abb96"><strong>Önemli olan şu soru:</strong> <strong>Bu hedefler sahada neye dönüşüyor?</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-medium-font-size">Peki Peyzajda Gerçek Karşılığı Nedir?</h2>



<p>  17 hedefin tamamı peyzaj mimarlığını bir şekilde etkiler; ancak bazıları, kalemimizin ucundaki kararları doğrudan belirler. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKA), sadece <strong>makro ölçekli politikaların</strong> konusu değildir. Bir projenin ölçeği ne olursa olsun —ister devasa bir bölge parkı isterse küçük bir mahalle cebi— bu hedefler, <strong>tasarımın her aşamasında verilen kararların</strong> toplamıdır.</p>



<p>  <strong>Buradaki asıl mesele</strong>, alandan alana, kamusal mekândan en küçük ölçekli tasarıma kadar bu kararların nasıl uygulandığıdır. Örneğin,</p>



<p>  <strong>SKA 1 (Yoksulluğa Son)</strong> hedefi ilk bakışta peyzaj mimarlığından uzak görünebilir. Oysa düşük gelirli bir bölgede tasarladığınız yeşil alan;</p>



<p>  O mahalleyi ani sel baskınlarına karşı koruyor ya da sıcak dalgalarında bir<strong> &#8220;serinleme sığınağı&#8221;</strong> oluşturuyorsa, siz aslında o toplumun afetlere karşı direncini artırıyorsunuz demektir (Hedef 1.5).</p>



<p><strong>Yani SKA;</strong> ölçekten bağımsız olarak verilen stratejik kararların, sahaya yansımış birer uygulama biçimidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="867" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/4-1.png" alt="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri" class="wp-image-75406" style="aspect-ratio:1.4994329373843491;width:760px;height:auto" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 28"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 36</figcaption></figure>



<p><strong>Şunu netleştirmekte fayda var:</strong> Bir proje için 17 hedefin bütün maddelerin hepsini &#8220;tiklemek&#8221; zorunda değilsiniz. Tasarımın başarısı, o alanın özel ihtiyaçlarına göre hangi hedefin, nasıl bir teknik kararla hayata geçirildiğinde gizlidir. Kimi projede denizel ekosistem (SKA 14) önceliktir, kimisinde ise sadece toplumsal eşitlik ve erişilebilirlik (SKA 10).</p>



<p><strong>Aşağıdaki bazı hedefler</strong>, bu küresel hedeflerin peyzaj diline nasıl tercüme edildiğine dair sadece <strong>birkaç örnektir:</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-medium-font-size"><strong>SKA 11 – Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="658" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/11.png" alt="" class="wp-image-75422" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 29"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 37</figcaption></figure>



<p><strong>SKA 11 – Hedefin Peyzajdaki Karşılığı: </strong>Kentleri birer bina yığını değil, yaşayan birer organizma olarak kurgulamak; yeşil altyapı stratejileriyle, her vatandaşın nitelikli yeşil alana güvenli erişimini sağlayan dirençli kamusal alanlar inşa etmektir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="533" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/sehir.jpg" alt="" class="wp-image-75431" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 30"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 38</figcaption></figure>



<p><strong>➤ Özetle:</strong> Beton yığınları değil; dirençli ve kapsayıcı kentsel ekosistemler <strong>inşa etmektir.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-medium-font-size"><strong>SKA 6 – Temiz Su ve Sanitasyon</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="701" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/yagmur.png" alt="" class="wp-image-75439" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 31"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 39</figcaption></figure>



<p><strong>SKA 6 – Hedefin Peyzajdaki Karşılığı:</strong> Yağmur suyunu borulara hapsedip uzaklaştırmak yerine; yağmur bahçeleri ve geçirimli yüzeylerle suyu yerinde tutan <strong>&#8220;doğal drenaj sistemleri&#8221;</strong> kurmaktır.</p>



<p><strong>➤ Özetle:</strong> Beton kanallar inşa etmek değil, yaşayan bir su döngüsü <strong>kurgulamaktır.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-medium-font-size"><strong>SKA 13 – İklim Eylemi</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1161" height="544" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/k.png" alt="" class="wp-image-75448" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 32"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 40</figcaption></figure>



<p><strong>SKA 13 – Hedefin Peyzajdaki Karşılığı:</strong> Sadece görsel kompozisyon değil; gölge stratejileriyle binalarda enerji tasarrufu sağlamak ve <a href="https://www.peyzax.com/soru-cevap/kentsel-isi-adasi-etkisi-nedir/" data-type="link" data-id="https://www.peyzax.com/soru-cevap/kentsel-isi-adasi-etkisi-nedir/">kentsel ısı adası etkisini </a>düşüren yüzeyler tasarlamaktır.</p>



<p><strong>➤ Özetle:</strong> Estetik kaygı değil, &#8220;mikro iklim&#8221; üretimi.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-medium-font-size"><strong>SKA 15 – Karasal Yaşam</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="319" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/image-4.png" alt="" class="wp-image-75456" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 33"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 41</figcaption></figure>



<p><strong>SKA 15 – Hedefin Peyzajdaki Karşılığı:</strong> Tek tip çim alanların ötesine geçmek; yerel bitki türleriyle &#8220;ekolojik koridorlar&#8221; oluşturarak biyoçeşitliliği kente geri davet etmektir</p>



<p><strong>➤ Özetle:</strong> Sadece bitki dikmek değil; yaşayan bir habitat kurmak.</p>



<h2 class="wp-block-heading is-style-default" style="font-size:30px"><strong>Sonuç</strong></h2>



<p>Gördüğünüz gibi <strong>SKA’lar</strong>, proje raporlarının sonuna &#8220;süs&#8221; olarak eklenen bir liste değildir; aksine bir peyzaj mimarının çizgi çekerken, malzeme seçerken veya bitki listesi yaparken kendisine sorması gereken etik ve teknik bir sorudur. Her projenin kendi bağlamı ve öncelikli bir hedefi vardır. Önemli olan, bu 17 hedefin hangilerini seçtiğiniz değil; o hedeflerin tasarım kararlarınıza, detay çizimlerinize ve sahadaki uygulamanıza ne kadar <strong>nüfuz ettiğidir. </strong>Peyzaj mimarlığı, bu küresel hedefleri kağıt üzerindeki birer <strong>&#8220;etiket&#8221; </strong>olmaktan çıkarıp, nefes alan birer yaşam alanına dönüştüren asıl disiplindir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="867" data-id="75465" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/r.png" alt="" class="wp-image-75465" title="Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 34"><figcaption>Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Peyzajda Tam Olarak Neye Karşılık Geliyor? 42</figcaption></figure>
</figure>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-peyzaj/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci</title>
		<link>https://www.peyzax.com/genius-loci/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/genius-loci/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlayda Delisalihoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2026 10:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Genius Loci]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan-Çevre-Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Yerin Ruhu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=75327</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1300" height="975" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925-850x638.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 44"></div>Havalar yavaş yavaş ısınırken, baharın o tatlı telaşını hissetmeye başladığımız günlerdeyiz. Doğadaki bu kıpırtılarla, ağaçların tomurcuklanmasıyla, toprağın o taze kokusuyla insanın içinden sürekli dışarıda olmak,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1300" height="975" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-tomaz-rakovec-2219645-36874925-850x638.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 52"></div>
<p>Havalar yavaş yavaş ısınırken, baharın o tatlı telaşını hissetmeye başladığımız günlerdeyiz. Doğadaki bu kıpırtılarla, ağaçların tomurcuklanmasıyla, toprağın o taze kokusuyla insanın içinden sürekli dışarıda olmak, doğanın uyanışına tanıklık etmek geliyor. Ben de son günlerde elime makinemi alıp bu değişimleri, kadrajıma sığdırmaya çalışırken, mekanların baharla birlikte nefes almasına tanıklık ediyor aynı zamanda bizimle konuşmaya başladıklarını hissediyorum. Doğa kış uykusundan uyanırken, aslında etrafımızdaki her köşenin kendine ait, capcanlı bir ruhu olduğunu bize yeniden hatırlatıyor. İşte baharın getirdiği bu uyanış ve canlanma hissi, uzun zamandır aklımda olan ama yazmak için tam da bugünleri beklediğim o büyüleyici konuyu klavyeye dökmem için bana ilham verdi.</p>



<p>Bazen bir mekâna adım attığınızda, oranın sadece topraktan, bitkilerden veya taşlardan ibaret olmadığını sezersiniz. Rüzgârın eski bir ağacın dalları arasından geçerken çıkardığı o ince uğultu, toprağın yağmur sonrası yaydığı o tanıdık koku ya da gölgelerin ağır ağır yer değiştirmesi gibi…Tüm bu detaylar bir araya geldiğinde, mekânın adeta sessizce nefes aldığına, kendi dilinde size bir şeyler fısıldadığını fark edersiniz.</p>



<p>İşte bu fısıltı sadece sizin hayatı romantize etmenizden ibaret olan bir şey değil; binlerce yıl öncesine dayanan, mekân ve insan arasında o görünmez bağın ta kendisidir. Antik çağlarda insanlar bir ormanın derinliklerine girerken, bir su kenarından soluklanırken ya da toprağa ilk kazmayı vururken şimdikinden daha temkinli davranırlardı. Neden mi? Çünkü her mekânın sessiz bir koruyucusu, ürkütülmemesi ve saygı duyulması gereken bir karakteri olduğuna inanırlardı.</p>



<p>Onlar için doğa, üzerine inşaat yapılacak boş bir tuval değil, yaşayan bir varlıktı. Romalılar, suyuyla, rüzgarıyla ve toprağıyla mekânı var eden bu görünmez karaktere çok güzel bir isim verdiler: <strong><em>Genius Loci.</em></strong> Yani &#8220;<strong>Yerin Ruhu&#8221;.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Mitolojiden Gelen Fısıltı</strong></h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="298" height="325" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/genius1.gif" alt="" class="wp-image-75336" style="aspect-ratio:0.9169711297370872;width:223px;height:auto" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 45"><figcaption class="wp-element-caption">Genii Loci veya Lares tasviri</figcaption></figure>
</div>


<p><strong>“Genius Loci”</strong> kavramının etimolojik ve mitolojik kökeni, Roma mitolojisine dayanmaktadır. Roma inancında “Genius Loci”, her mekânı koruyan eşsiz koruyucu ruhu olduğu inancından gelir ve bu nedenle “yerin ruhu” olarak çevrilmektedir. Roma mitolojisinde evlerin, tarlaların ve yol kavşaklarının koruyucusu olan ve Genii Loci veya Lares isimleriyle de bilinen bu ruhlar, eski çağlarda insanların hayatında bir yer tutuyordu. Roma<strong> </strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0konografi" data-type="link" data-id="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0konografi" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">ikonografisinde</a> bu koruyucu ruhlar genellikle ellerinde bereketi sembolize eden yılan, bereket boynuzu (cornucopia) ve libasyon kasesi taşıyan genç, canlı figürler olarak tasvir edilirdi. Romalılar için bu ruhlar ölmüş insanların ruhları değil, doğrudan doğanın ruhlarıydı ve hatta dünyanın kendisinden bile eski olduklarına inanılırdı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1600" height="1067" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-snejina-nikolova-2775142-4316662-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75344" style="aspect-ratio:1.4998097846762535;width:349px;height:auto" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 46"><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf : Snejina&nbsp;NIkolova</figcaption></figure>
</div>


<p><strong>Antik çağlarda</strong> insanlar; bir su kaynağının, bir ormanın ya da yaşanılan bölgenin sadece fiziksel bir alan değil, doğaüstü bekçiler tarafından korunan kutsal yerler olduğunu düşünürdü. Bu inancın bir getirisi olarak, o mekâna dokunmadan veya orada bir şey inşa etmeden önce bu <strong>&#8220;yerin ruhunu&#8221;</strong> memnun etmek bir zorunluluktu. Mekânın ruhunu sakinleştirmek, bolluk ve bereketin devamlılığını sağlamak için ruh evleri veya sunaklar  inşa edilir. Bu ruhlara yemekler, tütsüler, çiçekler sunulur ve adaklar adanırdı. Bu efsanevi atmosfer, insanların doğanın yıkıcı gücünden korunmak ve mekânı evcilleştirmek için kurdukları ruhani ve saygılı bir bağdı.</p>



<p>Kaynaklardaki felsefi ve mimari yaklaşımlara göre mekân, sadece fiziksel bir konum değil. Somut ve soyut değerlerin, yaşanmışlıkların katmanlaşarak biriktiği niteliksel ve bütün bir olgudur. Mimari fenomenolojinin öncülerinden Norberg-Schulz&#8217;a göre <strong>&#8220;genius loci&#8221;</strong>, <em><strong>o yerin karakterini, eşsiz atmosferini ve kimliğini ifade eder.</strong></em>Tıpkı Antik Roma inancındaki her yerin kendi ruhu olması gibi, mimaride de her mekânın kendine ait, yaşayan bir kimliği vardır. Her toprağın ve alanın, devrine ve doğasına göre şekillenen içsel bir dürtüsü ve ne olmak istediğini belirleyen bir karakteri bulunur.</p>



<p>Bir mekânın insan psikolojisi üzerindeki terapötik ve iyileştirici etkisi de tam olarak bu içsel karakterin doğru okunmasından beslenir. Günümüzde <strong>genius loci</strong> kavramı doğaüstü bir ruhtan ziyade, bir mekanın bize neden özel hissettirdiğini açıklamak için kullanılır. Bir mekânı salt fiziksel bir alandan çıkarıp insanların aidiyet, güven ve huzur hissettiği yaşayan bir varlığa dönüştüren şey. O yerin çevredeki doğa, mimari, anılar ve kültürel dokuyla kurduğu bu benzersiz atmosferdir. Dolayısıyla mekân, insan algısından bağımsız ölü bir nesne değil. İnsanla ve doğayla etkileşim kuran, <strong>“yerin ruhu”</strong> ile nefes alan bir karakterdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Şairin Öğüdü: Estetik Bir Tasarımcı Saygısı</h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="621" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Alexander_Pope_by_Michael_Dahl.jpg" alt="" class="wp-image-75352" style="aspect-ratio:0.805198396239458;width:206px;height:auto" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 47"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Alexander Pope </strong><br>Kaynak : Wikipedia</figcaption></figure>
</div>


<p><strong>Antik Roma&#8217;nın</strong> mekanları koruyan ruhlara duyduğu bu derin ve mitolojik saygı, yüzyıllar içinde yalnızca dini veya felsefi bir inanç olmaktan çıkarak mimarlığın ve peyzaj tasarımının temel ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu efsanevi inancın tasarım felsefesine entegrasyonunda en önemli dönüm noktalarından biri 18. yüzyılda yaşanmıştır. İngiliz şair Alexander Pope, peyzaj, bahçe tasarımı ve mimariyi ele aldığı <em>Moral Essays</em> (Ahlaki Denemeler) adlı eserinin <em>Epistle to Burlington</em> bölümünde, bir mekânı tasarlarken iyi zevkin anahtarını şu meşhur öğüdüyle özetlemiştir: &#8220;<strong><em>Her şeyde yerin ruhuna danış</em></strong>&#8221; <strong>(Consult the Genius of the Place in all).</strong></p>



<p>Pope&#8217;un mimarlara ve bahçe tasarımcılarına verdiği bu entelektüel öğüt, bir mekâna gösterişli, yapay ve o alanın doğasına aykırı yapılar dayatmak yerine, alanın mevcut karakterinin rehber alınması gerektiğini savunuyordu.Alexander Pope ile çizim masasında alanın doğal kimliğine, fiziksel gerçekliğine ve potansiyeline duyulan estetik bir tasarımcı saygısına dönüşmüştür.</p>



<p>Geçmişte görünmez ruhlara ve mitolojiye duyulan bu saygının, zamanla doğaya, topografyaya ve mevcut ekolojiye duyulan saygıya evrilmesi, <strong>&#8220;genius loci&#8221;</strong> kavramının en büyük dönüşümüdür. Günümüz mimari ve peyzaj tasarımında <strong><em>&#8220;yerin ruhuna danışmak&#8221;</em></strong>, mitolojik bir bekçiyi sakinleştirmekten ziyade; o yerin iklimini, jeolojik yapısını, bitki örtüsünü, rüzgâr yönünü ve topoğrafyasını anlamak demektir.</p>



<p>Tasarımdan önce alanın okunması ve dinlenmesi gerektiği fikri, mekânı insan algısından bağımsız ölü bir nesne olarak değil, kendi içsel dürtüsü ve karakteri olan bir varlık olarak kabul etmenin devamıdır. <strong>Alexander Pope&#8217;un </strong>peyzaj ve mimariye taşıdığı bu vizyon sayesinde, antik çağın doğaüstü <strong>&#8220;yerin ruhu&#8221;</strong>, modern dünyada doğayla ve topografyayla inatlaşmayan, mevcut ekolojiyi koruyan ve ona uyum sağlayan sürdürülebilir bir çevre bilincinin temeli olmuştur. Böylece efsanelerdeki koruyucu ruh, yerini toprağın ve doğanın kendisine bırakarak tasarımcıların en büyük rehberi haline gelmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Arazinin Fısıltılarını Duymak</h2>



<p>Bir mekânın ruhunu okumak, mimari ve çevresel tasarımın en kritik ve sezgisel aşamalarından biridir. Bir tasarımcı için alan, masa başında üzerine rastgele çizgiler çekilecek ölü bir boşluk ya da boş bir kâğıt (tabula rasa) değil; kendi hikayesini anlatan, geçmişi ve karakteri olan canlı bir varlıktır. Ünlü mimar Renzo Piano&#8217;ya göre, her yer eşsiz olduğu için projeye başlamadan önce <strong><em>&#8220;mekânı nasıl dinleyeceğini bilmek&#8221;</em></strong> hayati önem taşır; mekânı fısıldadığı ince ve sessiz sesleri duymak, o yerin özünü yakalamayı gerektirir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1600" height="1067" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-alexjo-877379-5548209-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75361" style="aspect-ratio:1.499806326662363;width:416px;height:auto" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 48"><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf : Alexjo</figcaption></figure>
</div>


<p>Peki bir tasarımcı araziye adım attığında bu ruhu nasıl okur? Mekânın algılanması, yalnızca gözle görülen görsel bir süreç değil; tüm duyu organlarına bağlı olarak gelişen <strong>çok boyutlu (multi-sensory)</strong> bir yönelimdir. Tasarımcı, arazinin sunduğu verileri doğal ve insani bağlamlar olmak üzere iki ana katmanda analiz ederek hisseder:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Doğal Bağlamı Dinlemek:</strong> Arazide rüzgârın yönü ve uğultusu, güneşin gün içindeki hareketleri, topografik eğimler, toprağın yapısı, sıcaklık ve yerel bitki örtüsünün dokusu mekânın ruhunun fiziksel altyapısını oluşturur. Bir tasarımcı alana gittiğinde yalnızca bakmaz; ayak tabanlarıyla bastığı yüzeyin yumuşaklığını veya sertliğini hisseder, rüzgârın taşıdığı yöresel çiçek veya toprak kokularını duyumsar. Mekânın özgünleşmesine yardımcı olan bu fısıltılar, tasarımcıya ışığın ve havanın yapıyla nasıl bütünleşeceğini gösterir.</li>



<li><strong>Kültürel Hafızayı ve Yaşanmışlığı Hissetmek:</strong> Yerin ruhu yalnızca doğadan değil, o bölgedeki insan-çevre-zaman etkileşiminin biriktirdiği kültürel hafızadan ve kolektif bellekten de beslenir. Tasarımcı, arazideki görünür veya görünmez tarihi izleri, bölgenin geleneksel mimari dilini, ritüellerini ve sosyo-kültürel yaşanmışlıklarını hissetmelidir.</li>
</ul>



<p>İyi ve çevreye duyarlı bir tasarım, ofis ortamında, bağlamdan kopuk standart şablonlarla ve boş bir kağıt üzerinde şekillenmez. Aksine; arazinin fısıldadıklarını dinleyerek, onlarla bir diyalog kurarak vücut bulur. Doğal ve yapay olanın kaynaştığı nitelikli bir mimari ancak bölgenin ekolojisini, rüzgarını, güneşini ve topoğrafyasını referans alarak şekillenebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Ruhu Katledilen Kentler ve Bağlamın Direnişi</h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="975" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-moepoofles-3632554-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75371" style="width:402px;height:auto" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 49"><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf : Moepo Ofles</figcaption></figure>
</div>


<p>Küreselleşme, hızlı kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği sarsıcı değişimler, kentleri ve mekanları derinden etkilemiş; yerin geçmişiyle hiçbir bağı bulunmayan, ruhsuz ve anonim yapıların türemesine neden olmuştur. Sırf popüler olduğu için veya küresel seri üretim standartlarına uyduğu için bir alanın iklimine, coğrafi yapısına ve ekolojisine tamamen aykırı, kopyala-yapıştır şablonların araziye zorla dayatılması, topoğrafyayı ve yerel dokuyu hiçe sayarak mekânın eşsiz kimliğini yok etmektedir. Bu ezber kent uygulamaları sonucunda; yerin yaşanmışlıklarından tamamen kopuk, aidiyet hissini yitirmiş ve hiçbir ayırt edici özelliği olmayan ruhsuz mekanlar ortaya çıkar. Doğayı sadece insan ideallerini gerçekleştirmek için tüketilecek maddi bir kaynak ve arka plan olarak gören bu anlayış, arazinin fısıltılarına kulak tıkadığı için mekânın ruhunu adeta katleder.</p>



<p>Ancak bu tek tipleşme tehlikesine karşı, doğanın ve yerel olanın fısıltılarına sarılan sessiz ama güçlü bir direniş de mümkündür. Buna karşılık, arazinin mevcudiyetine saygı duyan ve <strong>&#8220;yerin ruhuyla&#8221;</strong> bütünleşen tasarımlar, bağlamı ve ekolojiyi başrole koyar. Topoğrafyayı dümdüz edip bağlamı silmek yerine; mevcut kayaların, yerel toprağın, iklimin ve bölgenin doğasına uyum sağlamış malzemelerin korunduğu tasarımlar, mekanın hafızasını ve maneviyatını yaşatır.</p>



<p>Mekanların sadece fiziksel öğelerden ibaret olmadığı, insan-çevre-zaman etkileşimiyle biriken kolektif bir bellek ve soyut bir<strong>&#8220;yerin ruhu&#8221; (sense of place)</strong> taşıdığı unutulmamalıdır. Ancak küreselleşmenin getirdiği tek tipleştirici, &#8220;kopyala-yapıştır&#8221; ve bağlamdan kopuk tasarımlar; mekanı bir makine veya boş bir tuval gibi görerek arazinin sahip olduğu bu özgün ruhu ve kültürel sürekliliği acımasızca öldürmektedir. Oysa ruhuyla bütünleşen başarılı mekanlar, her yerin eşsiz bir karakteri olduğunu kabul edip, tek tipleşen ezberlere karşı direnerek; doğanın kendi dinamiklerine, rüzgarına, topoğrafyasına ve yerel dokusuna saygı duyan tasarımlardır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kendi Çevrenizin Ruhunu Dinleyin</h2>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="667" height="1000" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-suedadilli-37189793-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75379" style="aspect-ratio:0.6668055844967702;width:217px;height:auto" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 50"><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf: Sueda Dilli</figcaption></figure>
</div>


<p><strong>&#8220;Genius loci&#8221; (yerin ruhu),</strong> sadece <strong>Antik Roma</strong> efsanelerinde kalan veya yalnızca usta mimarların çizim masalarında tartışılan teorik bir kavram değildir. Günümüzde bu kavram, yürüdüğümüz sokakların, dinlendiğimiz parkların ve yaşadığımız şehrin bize neden özel hissettirdiğini açıklayan, doğrudan günlük hayatımıza dokunan bir gerçektir. </p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="667" height="1000" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/pexels-d-ng-nhan-324384-15707629-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75387" style="aspect-ratio:0.6668055844967702;width:217px;height:auto" title="Yerin Ruhunu Dinlemek: Görünmez Bir Bekçi Olarak Genius Loci 51"><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf : Dương&nbsp;Nhân</figcaption></figure>
</div>


<p>Kendi çevremizin ruhunu fark etmek için yapmamız gereken en önemli şey yavaşlamak ve mekanın bize sunduğu kolektif belleğe kulak vermektir. Ünlü mimar Aldo Rossi&#8217;nin de ifade ettiği gibi, <strong><em>&#8220;kentin kendisi orada yaşayanların kolektif belleğidir&#8221;</em></strong> ve mekanın kimliği kentlinin anılarının birikiminden doğar. İşe giderken geçtiğiniz asırlık bir ağacın gölgesi, deniz kokusunu getiren bir esinti, çocukluğunuzun yankılandığı bir sokak veya size aidiyet ve güven hissettiren favori köşeniz. Aslında sizinle etkileşime giren, yaşayan bir ruhtur. Şair Konstantinos Kavafis&#8217;in de dizelerinde ifade ettiği gibi, <strong><em>insan nereye giderse gitsin, o şehrin yaşanmışlıkları ve ruhu hep onunla beraber gelecektir.</em></strong></p>



<p><em><strong>Çünkü bizler, tasarladığımız, fotoğrafladığımız ve içinde yaşadığımız bu peyzajların sadece izleyicisi değil, ayrılmaz bir parçasıyız.</strong></em> Kısacası, yaşadığımız çevre sadece harita üzerinde fiziksel bir koordinat değil. Duygularımızla, geçmişimizle ve doğanın fısıltılarıyla şekillenen canlı bir varlıktır. İnsanlar kendilerini güvende hissettikleri, ait oldukları ve huzur buldukları mekanlar aramaya devam ettikçe, o görünmez bekçi de bizim hislerimizde yaşamaya devam edecektir. Siz de bir dahaki sefere kapıdan dışarı adım attığınızda etrafınıza sadece sıradan bir gözle bakmakla kalmayın; rüzgarın teninize dokunuşunu, toprağın veya asfaltın altındaki geçmişi, mekanın sizinle kurduğu o görünmez bağı hissedin ve kendi çevrenizin ruhunu dinleyin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/genius-loci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gündelik Hayatın Mekânı Olarak Yaşayan Bir Değer: Karabağlar Yaylası</title>
		<link>https://www.peyzax.com/karabaglar-yaylasi/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/karabaglar-yaylasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülce POLAT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2026 09:32:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezi Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Koruma]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir ve Bölge Planlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik denge]]></category>
		<category><![CDATA[karabaglaryaylasi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=75128</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1600" height="1200" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2.jpeg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="WhatsApp Image 2026-04-17 at 21.25.39" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2.jpeg 1600w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2-850x638.jpeg 850w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" title="Gündelik Hayatın Mekânı Olarak Yaşayan Bir Değer: Karabağlar Yaylası 53"></div>Muğla’nın kent merkezine birkaç kilometre uzaklıkta konumlanan Karabağlar Yaylası, ilk bakışta yalnızca yaz aylarında kullanılan bir kırsal alan gibi görülebilir. Ancak bu yüzeysel okuma, yaylanın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1600" height="1200" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2.jpeg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="WhatsApp Image 2026-04-17 at 21.25.39" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2.jpeg 1600w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2-850x638.jpeg 850w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" title="Gündelik Hayatın Mekânı Olarak Yaşayan Bir Değer: Karabağlar Yaylası 58"></div>
<p>Muğla’nın kent merkezine birkaç kilometre uzaklıkta konumlanan Karabağlar Yaylası, ilk bakışta yalnızca yaz aylarında kullanılan bir kırsal alan gibi görülebilir. Ancak bu yüzeysel okuma, yaylanın taşıdığı hem mekânsal hem de kültürel derinliği kavramak için yetersiz kalabilir. Bu bağlamda, Karabağlar Yaylası’nı kentten kopmadan yer değiştiren bir ekolojik yaşam olarak ele almak doğru bir yaklaşım olur. &nbsp;Doğa ve Muğla halkı için bu kadar kıymetli olan bu mekân, mevsimsel bir hareketin sonucu olarak ortaya çıkan geçici bir yerleşimin ötesinde; gündelik hayatın doğayla kurduğu sürekliliğin mekânsal karşılığıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kentin İçindeki Saklı Cevher</strong></h2>



<p>Muğla Merkez, dört bir yanı, ova, yayla ve ormanlarla çevrili yapısıyla, doğanın Muğla Halkına sürekli “ben buradayım” dediği bir mekânsal karaktere sahiptir. Muğla halkı da doğanın sesine kulak verir ve onun varlığını hiçbir zaman görmezden gelmez. Burada yaz aylarının başlamasıyla birlikte kent yaşamı kesintiye uğramaz; yalnızca yer değiştirir. Bu hareket, bir kaçıştan çok bir uyumlanma biçimidir. Karabağlar Yaylası bu adaptasyonun en görünür, en somut ve en köklü örneklerinden birini oluşturur. Kentte doğayla kurulan ilişkiler, alışkanlıklar ve sosyo-kültürel bağlar, yaylada yerini bulur. Bu nedenle Karabağlar yaylası diğer yayla örneklerinden bir tık daha farklı bir değer taşır, kentten kopuk bir “öteki mekân” değil, kentin içine hapsolmuş bir cevherdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Mekânın Üretimi: Lefebvre Perspektifi</strong></h2>



<p>Karabağlar Yaylası’nı anlamak için mekânı yalnızca fiziksel bir varlık olarak değil, kullanım pratikleri aracılığıyla sürekli yeniden üretilen bir süreç olarak ele alabiliriz. Henri Lefebvre’in ortaya koyduğu üzere, Mekânın yalnızca fiziksel bir düzenleme değil, toplumsal ilişkiler aracılığıyla üretildiği fikri (Lefebvre, 1991), Karabağlar Yaylası’nda açıkça gözlemlenebilir..</p>



<p>Bu perspektiften bakıldığında Karabağlar, tasarlanmış bir düzenin değil; tekrar eden gündelik pratiklerin, alışkanlıkların ürünü olarak okunabilir. Yaylada gözlemlenen mekânsal kurgu, planlanmış bir sistemin ötesindedir, zaman içinde oluşmuş bir yaşam pratiğinin ve doğanın konuşmasının bir sonucudur.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="675" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-1-1-edited-1.jpeg" alt="" class="wp-image-75185" title="Gündelik Hayatın Mekânı Olarak Yaşayan Bir Değer: Karabağlar Yaylası 54" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-1-1-edited-1.jpeg 900w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-1-1-edited-1-850x638.jpeg 850w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf 2. Karabağlar Yaylası’ndan bir görünüm. Yazar tarafından çekilmiştir. (16 Ekim 2025)</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Açık Alan Üzerinden Kurulan Mekânsal Kurgu</strong></h2>



<p>Karabağlar Yaylası’nın kendine özgü mozaik dokusu ve mekânsal organizasyonu, klasik yerleşim mantıklarından ayrışır. <strong>Nitelikli doğal koruma alanı</strong> (1. Derece Doğal Sit alanı) olan bu bölgenin kültüründe uzun yıllardan beri oturmuş olan bir “<strong>kıraathane</strong>” kültürü vardır. Bu kıraathanelerden kimi şu anda kullanılmamakta, kimi ise restoran olarak yayladan kopamamış durumdalar. Aynı zamanda buradaki parsellere Muğla halkı sadece parsel demeyi yeterli bulmamış ve her birine “<strong>yurt</strong>” demeyi uygun görmüşler. Kıraathaneleri, yurtları ve yeşil dokunun içinde yürürken tepenizden sarkan meyve ağaçlarıyla birlikte Karabağlar bambaşka bir deneyimi bizlere göstermektedir.</p>



<p>Bir diğer yandan, Muğla’nın yağışlı iklimi, Karabağlar Yaylası’nın yılın belirli dönemlerinde suyla kaplanmasına neden olur. Bu durum, zengin bir bitki örtüsünün gelişmesine olanak tanır. Ayrıca yaylada yürürken özellikle <strong>tütün tarlalarına</strong> rastlamak da oldukça mümkündür. Muğla’da halk arasında <strong>göç göç çiçeği</strong> olarak bilinen Sternbergia Lutea (Sarı Çiğdem) ise yine hem buraya hem de Muğla&#8217;ya özgü olan bir değerdir. Yoğun yapılaşmanın bulunmadığı bu alanda, mekânsal düzen büyük ölçüde açık alan kullanımları üzerinden şekillenir. <strong>Bağ evleri, bahçeler</strong> ve <strong>kuyular,</strong> zaman içinde oluşmuş ilişkili bir sistem oluşturur.</p>



<p>Karabağlar Yayla&#8217;sının bu kendine özgü <strong>mozaik dokusu</strong>, mekânlar arasında keskin sınırlar yerine geçirgen ilişkiler kurar ve mekânsal süreklilik kesintiye uğramaz. Bu geçirgenlik hem fiziksel hem de sosyal etkileşimi mümkün kılmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kendiliğinden Üretilen Kamusallık</strong></h2>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p>Karabağlar Yaylası’nda kamusallık, gündelik etkileşimler aracılığıyla kendiliğinden oluşur. Özellikle kıraathaneler, camiler bu kamusal yapının en güçlü düğüm noktalarıdır.</p>



<p>Çünkü bu mekânlar yalnızca hizmet sunan alanlar değildir; sosyal ilişkilerin kurulduğu, sürdürüldüğü ve yeniden üretildiği merkezlerdir. Bu durum, Lefebvre’in tarif ettiği anlamda mekânın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda “<strong>yaşanan bir deneyim</strong>” olduğunu da açıkça ortaya koyar.</p>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"><div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="403" height="337" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/karabaglarhanddrawing-1.jpg" alt="" class="wp-image-75217" title="Gündelik Hayatın Mekânı Olarak Yaşayan Bir Değer: Karabağlar Yaylası 55"><figcaption class="wp-element-caption">Çizim: yazar tarafından çizilmiştir. (22 Nisan 2026)</figcaption></figure>
</div></div>
</div>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Karabağlar Yaylası’nda Ekolojik Uyum</strong></h2>



<p>Karabağlar Yaylası’nın sunduğu yaşam biçimi, doğayla kurulan hassas bir denge üzerine kuruludur. Yoğun ağaç dokusunun sağladığı doğal gölge, yaz aylarında serin bir mikroklima oluşturur. Yer altı su kaynaklarını kullanan kuyular, suyun yerel ve sürdürülebilir biçimde kullanımını da sağlar.</p>



<p>Toprağın geçirgen yapısı ve bitki örtüsüyle kurulan ilişki, burada ekolojik döngülerin korunmasına katkı sunar. Bu yönüyle yayla, bizlere günümüz kentlerinin yeniden üretmeye çalıştığı ekolojik tasarım ilkelerinin zaten var olduğu bir sistem sunar.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="600" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2-1-edited-3.jpeg" alt="" class="wp-image-75273" style="aspect-ratio:1.5000889521437466;width:569px;height:auto" title="Gündelik Hayatın Mekânı Olarak Yaşayan Bir Değer: Karabağlar Yaylası 56" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2-1-edited-3.jpeg 900w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-2-1-edited-3-850x567.jpeg 850w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf 3. Karabağlar Yaylası’ndan bir görünüm. (16 Ekim 2025)</figcaption></figure>
</div>


<h2 class="wp-block-heading"><strong>Planlama İçin Bir Soru: Tasarlamak mı, Anlamak mı?</strong></h2>



<p>Karabağlar Yaylası’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, tasarlanmış bir sistem olmamasına rağmen doğanın kendi başına güçlü bir mekânsal ve sosyal düzen üretebilmesidir. Bu durum, planlama disiplinine bir soru yöneltir:</p>



<pre class="wp-block-verse is-style-default"><strong>Mekân her zaman tasarlanmalı mıdır, yoksa bazı durumlarda var olan ilişkileri anlamak ve ona uygun bir tutum sergilemek daha mı anlamlıdır?</strong></pre>



<p>Karabağlar, bu sorunun tartışılabileceği güçlü bir referans örneğidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kırılgan Bir Süreklilik</strong></h2>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="1000" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-4.jpeg" alt="" class="wp-image-75265" title="Gündelik Hayatın Mekânı Olarak Yaşayan Bir Değer: Karabağlar Yaylası 57" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-4.jpeg 750w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/WhatsApp-Image-2026-04-17-at-21.25.39-4-850x1133.jpeg 850w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf 4. Karabağlar Yaylası’ndan bir görünüm. Yazar tarafından çekilmiştir. (16 Ekim 2025)</figcaption></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p>Günümüzde artan yapılaşma baskısı ve değişen yaşam biçimleri, Karabağlar Yaylası dahil olmak üzere doğanın bizlere sunduğu özgün dokuları tehdit etmektedir. Geleneksel kullanım biçimlerinin zayıflaması, mekânsal sürekliliğin de kırılmasına neden olabilir. Doğanın korunması için önce onu fark etmek, sonra da saygı duymak gerekir.</p>



<p>Bu nedenle Karabağlar Yaylası&#8217;nın korunması, yalnızca fiziksel unsurların değil; aynı zamanda bu mekânı var eden gündelik pratiklerin ve sosyal ilişkilerin, kültürel mirasın sürekliliğinin de korunmasını gerektirir. Korumanın temelinde ise <strong>bilinçlenme</strong> yatar. Muğla halkında doğa kenara atılmaz, kendilerinden bir parça olarak görülür. <strong>Muğlalı Nejat Altınsoy</strong> ile gerçekleştirilen konuşmada onun da söylediği gibi;</p>
</div>
</div>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Biz modernleşmeyi hiçbir zaman betonlaşmak olarak algılamadık. </p>
<cite>Nejat Altınsoy &#8211; (Ekim,2025)</cite></blockquote>



<p>Nejat Bey&#8217;in söylemiş olduğu tek bir cümle bile aslında bizlere doğaya karşı olan tutumun nasıl olması gerektiği hakkında güçlü bir mesaj vermektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yaşanan Mekânda Doğanın Gücü</strong></h2>



<p>Karabağlar Yaylası bize şunu hatırlatır: Mekân, yalnızca tasarlanan bir nesne değil; <strong>yaşanan, paylaşılan</strong> ve sürekli <strong>yeniden üretilen</strong> bir süreçtir. Doğa ise bunun en baskın olan tarafıdır. Belki de en güçlü mekânlar, doğanın var olup sesini duyurabildiği, en az müdahale ile en çok yaşam barındıran alanlardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Yararlanılan Kaynaklar:</h3>



<ul class="wp-block-list">
<li>Gehl, J. (1987). <em>Life between buildings: Using public space</em>. Van Nostrand Reinhold.</li>



<li>Lefebvre, H. (1991). <em>The production of space</em>. Blackwell.</li>



<li>Muğla Büyükşehir Belediyesi. (n.d.). <em>Karabağlar Yaylası ve çevresine ilişkin planlama/koruma çalışmaları</em>.</li>



<li>Muğla Postası. (n.d.). <em>Muğla’da alışılmışın dışında bir yayla: Karabağlar</em>.</li>



<li>T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. (n.d.). <em>Karabağlar yayla kahveleri</em>.</li>



<li>T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. (2022). <em>Karabağlar Yaylası</em>.</li>



<li>Yılmaz, A. (2015). <em>Karabağlar Yaylası’nın mekânsal ve kültürel analizi</em> (Yüksek lisans tezi).</li>
</ul>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/karabaglar-yaylasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var?</title>
		<link>https://www.peyzax.com/kentsel-adalet/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/kentsel-adalet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemre TOKÖZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 07:28:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir ve Bölge Planlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=75039</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="800" height="532" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/turenscape-sanya-mangrove-park.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="turenscape-sanya-mangrove-park" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" title="Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var? 59"></div>Kentsel adalet kavramı, kent yaşamı ve olanaklarının tüm kent sakinlerini kapsayacak şekilde eşit, adil ve erişilebilir olarak sağlanması anlamına gelir. Bir kentin adil olup olmadığını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="800" height="532" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/turenscape-sanya-mangrove-park.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="turenscape-sanya-mangrove-park" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" title="Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var? 65"></div>
<p>Kentsel adalet kavramı, kent yaşamı ve olanaklarının tüm kent sakinlerini kapsayacak şekilde eşit, adil ve erişilebilir olarak sağlanması anlamına gelir. Bir kentin adil olup olmadığını anlamak için büyük verilere ya da karmaşık analizlere her zaman ihtiyaç olmaz. Bazen tek bir soru yeterlidir: Kim bu kentte gerçekten var olabiliyor? Kimin için bu kent gerçekten bir yaşam alanı, kimin için sadece katlanılması gereken bir mecburiyet?</p>



<p>Henri Lefebvre’in yıllar önce ortaya koyduğu <em><a href="https://www.toplum.org.tr/kenti-savunmak-kent-hakki-kimin-hakki/" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">‘kent hakkı’ </a></em>fikri, bugün hala güncelliğini korumakla birlikte, ülkemizde ne yazık ki çoğu zaman eşit şekilde yararlanılan bir hak olmaktan giderek uzaklaşılan bir durumda. Aynı kentte yaşayan insanlar, genellikle statü farkları nedeniyle mekanları aynı algı ile deneyimleyemiyor.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="739" height="415" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/1.jpg" alt="" class="wp-image-75040" style="aspect-ratio:1.7807470391740055;width:800px;height:auto" title="Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var? 60"></figure>
</div>


<p>Kent içinde mekanların dağılımı çoğu zaman tarafsız değildir. Yeşil alanların konumu, niteliği ve sürekliliği çoğu zaman ekonomik ve sosyal statüyle doğrudan ilişkilidir. Üst gelir gruplarının yaşadığı bölgelerde daha büyük, bakımlı ve sürekliliği olan yeşil alanlara rastlanırken, alt gelir gruplarının yoğunlaştığı mahallelerde parçalı, bakımsız ya da erişimi zor alanlar öne çıkar. Bu durum yalnızca fiziksel bir farklılık yaratmaz; aynı zamanda gündelik hayat alışkanlıklarını, hareket özgürlüğünü ve mekanla kurulan ilişkiyi belirler.</p>



<p class="is-style-alert-2">Sabah aynı saatte evden çıkan iki insan düşünelim. Biri yürüyerek gölge ağaçların altından geçip işe gider. Diğeri dar kaldırımlarda, araçların arasından sıyrılarak ilerler. İkisi de aynı şehirde yaşar, ama aynı kenti deneyimleyemez. Kentsel adalet dediğimiz şey, tam olarak bu farkın kendisidir.</p>



<p>Üst gelir gruplarının yaşadığı semtlerde kullanılan bitki türü ve hatta oturulan bir bankın materyali bile çoğu zaman daha farklıdır. Kamusal alanlar da en az özel alanlar kadar değerli ve özenli hissettirir. Yeni projelerde çevrede yaşayan halkın istek ve beklentileri doğrultusunda ilerleme kaydedilir. Alt-orta gelir grubuna sahip insanların yaşadığı semtlerde ise genelde sadece var olmuş olması için yapılan özensiz projeler, en ucuz materyallere sahip donatılar, yetersiz güvenlik ve kentsel ekipmanlar ve hatta bitkiler bizi karşılar. Bu nedenle farklı statüde yer alan ve aynı kentte yaşayan iki insanın kenti algılayış biçimi ve kentin kişilerde ifade ettiği duygular ne yazık ki genellikle birbirinden çok farklıdır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="731" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/2-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75048" title="Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var? 61" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/2-scaled.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/2-850x478.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /><figcaption>Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var? 64</figcaption></figure>



<p>Avrupa’nın birçok kentinde kamusal alanlar yalnızca ‘tasarlanmış’ değil, aynı zamanda düşünülmüş, test edilmiş ve kullanıcı deneyimi üzerinden geliştirilmiş alanlar olarak karşımıza çıkar. Bu ülkeler, kamusal alanı yalnızca üretilecek bir fiziksel boşluk olarak değil, farklı kullanıcı gruplarının eşit şekilde yararlanabileceği bir sistem olarak ele alır. Yaya öncelikli ulaşım, erişilebilirlik standartları, gece kullanımı gözetilerek kurgulanan aydınlatma sistemleri ve bakım sürekliliği, bu alanların gerçekten kullanılabilir olmasını sağlar. Avrupa’da genellikle lüks bir villa da bir apartman dairesi de aynı kamusal alandan her anlamda eşdeğer biçimde yararlanabilir.</p>



<p>Türkiye’de ise çoğu zaman mekan üretimi ile mekanın gündelik kullanım pratikleri arasındaki ilişki yeterince kurulmaz. Parklar yapılır, ancak bu parkların kimler tarafından, hangi saatlerde ve ne ölçüde kullanılabildiği üzerine sistematik bir değerlendirme yapılmaz. Sonuç olarak bazı mekanlar kağıt üzerinde ‘kamusal’ olsa da pratikte belli grupların kullanımına <em>daha açık</em> hale gelir.</p>



<p class="is-style-alert-2">Bu noktada kenti yalnızca fiziksel bir bütün olarak ele almak yeterli değildir. Çünkü kent, herkes için aynı anlamı taşımaz. Aynı şehir, farklı insanlar için bambaşka deneyimlerin toplamıdır.</p>



<p>İstanbul dendiğinde birinin zihninde boğaz kıyısında yürüyüşler, geniş ve bakımlı parklar, keyifle vakit geçirilen kamusal alanlar canlanırken; bir başkası için kalabalık, gürültü, yoğun trafik ve sürekli aşılması gereken mesafeler belirir. Birisi için şehir keşfedilecek bir alan, diğeri için ise katlanılması gereken bir zorunluluktur.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="731" height="406" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/3-1.png" alt="" class="wp-image-75056" style="width:800px;height:auto" title="Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var? 62"></figure>
</div>


<p>Bu fark, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz. Aksine, ekonomik ve sosyal statünün kentle kurulan ilişkiyi doğrudan belirlemesiyle ilgilidir. Üst gelir grubuna ait bir kullanıcı için kent seçenekler sunan, erişimi kolay, zaman kazandıran ve çoğu zaman konforlu bir deneyim üretirken alt gelir grubuna ait bir kullanıcı için kent daha sınırlı, daha yorucu ve dışlayıcı bir yapıya dönüşebilir.</p>



<p>Kentsel adalet tartışmasını önemli kılan da tam olarak bu noktadır. Çünkü mesele yalnızca kente erişmek değil, o kenti nasıl deneyimlediğimizdir. Kenti deneyimleme biçimi ise çoğu zaman bireyin sahip olduğu ekonomik olanaklar, yaşadığı mahalle, ulaşım imkanları ve gündelik hayat pratikleri tarafından şekillenir. Dolayısıyla ‘aynı şehirde yaşamak’, her zaman ‘aynı kenti yaşamak’ anlamına gelmez. Kent, herkes için eşit bir zemin sunmaz. Aksine, mevcut eşitsizlikleri yeniden üreten ve görünür kılan bir yapı haline gelebilir. Kentsel adalet, aynı şehirde yaşayan herkesin aynı mekanları görmesi değil, o mekanlarda eşit biçimde var olabilmesidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="533" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/4.jpg" alt="" class="wp-image-75064" title="Kentsel Adalet: Kent Kimin İçin Var? 63"></figure>
</div>


<p>Kentsel adalet, yalnızca planlama kararlarının ya da tasarım yaklaşımlarının bir sonucu değil, aynı zamanda kimin kentte ne kadar yer kaplayabildiğinin de bir göstergesidir. Kentler, sundukları imkanlarla değil, bu imkanların kimler arasında nasıl paylaşıldığıyla adil hale gelir. Bugün yapılması gereken, yeni mekanlar üretmekten önce, var olan mekanların kimleri içerdiğini ve kimleri dışarda bıraktığını fark etmektir. Çünkü bir kent, ancak tüm kullanıcıları için eşit ölçüde yaşanabilir hale geldiğinde gerçekten kent olur. Aksi halde, aynı sınırlar içinde var olan ama birbirine hiç temas etmeyen farklı dünyaların toplamı olmaya devam eder.</p>



<p class="is-style-alert-2"><strong>Bu yüzden kentsel adalet meselesini düşünüp değerlendirirken sormamız gereken soru yalnızca ‘bu kentte ne var?’ değil, ‘bu kent kimin için, nasıl var?’ sorusudur.</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/kentsel-adalet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yağış Suyu Yönetiminde Algı: Suyu Ne Kadar Tanıyoruz?</title>
		<link>https://www.peyzax.com/yagis-suyu-yonetiminde-algi-suyu-ne-kadar-taniyoruz/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/yagis-suyu-yonetiminde-algi-suyu-ne-kadar-taniyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İnci BULAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Peyzaj Mimarlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=74931</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="640" height="640" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/befda1dacd6db8b09cae912d6aeceb53.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="befda1dacd6db8b09cae912d6aeceb53" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" title="Yağış Suyu Yönetiminde Algı: Suyu Ne Kadar Tanıyoruz? 66"></div>Yaşadığımız gezegenin %70’i, insan vücudunun ise yaklaşık %75’i sudur (Doğan &#38; Sever, 2023). Fakat bu kadar yaşamımızın içinde olan hatta yaşamımızı oluşturan suyu gerçekten tanıyor&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="640" height="640" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/befda1dacd6db8b09cae912d6aeceb53.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="befda1dacd6db8b09cae912d6aeceb53" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" title="Yağış Suyu Yönetiminde Algı: Suyu Ne Kadar Tanıyoruz? 69"></div>
<p>Yaşadığımız gezegenin %70’i, insan vücudunun ise yaklaşık %75’i sudur (Doğan &amp; Sever, 2023). Fakat bu kadar yaşamımızın içinde olan hatta yaşamımızı oluşturan suyu gerçekten tanıyor muyuz? Belki de suyu kurtarmak için önce onu tanımamız gerekir. Bunun için suya dair temel tanımlar ve yaklaşımların ötesinde tanımlara ihtiyaç vardır. Örneğin Emoto’ya (2005) göre, suyun ilk tanımı yaşam gücüdür. Dolayısıyla su, yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu anlayışla, suyun yakın gelecekte biteceği korkusu ile suyu yönetme girişimleri gerçekleştirilmektedir. Fakat gerçekten suyun bitmesinden mi yoksa suyun kendisinden mi korkuyoruz?</p>



<p>Bu yazı, yağış suyu yönetimini, suyu tanıyarak yeniden düşünmeye davet ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yağış Suyunu Neden Yönetemiyoruz?</h2>



<p>Taşkınların artması ile su, korkulacak bir unsur haline gelmeye başlamıştır. Dolayısıyla taşkınların görünmeyen bir yüzü de, insan ve su ilişkisini önemli ölçüde etkilemiştir. İnsanların suya olan algısı değişmeye başlamıştır. Sudan korkulması ise suyu içselleştirmeye ve tanımaya karşı engel oluşturmuştur. Dolayısıyla suyun korunması gerekliliği ve bu bağlamda suyun yönetimi konusu da ezber çözümler ile sınırlı kalmıştır. Bu değişen algı ve suya olan yaklaşımlar da yağış suyu yönetimi konusunda çeşitli sorunları beraberinde getirmiştir. Bu sorunların somut örneklerini kentlerde görmek mümkündür.</p>



<p>Kentlerde, yağmur suyunu drene etmek amacıyla kanalizasyon sistemleri kullanılmaktadır (Müftüoğlu &amp; Perçin, 2015). Daha doğrusu kanalizasyon sistemleri, kentlerde sudan kurtulmak ve suyu kentten uzaklaştırmak amacı ile kullanılan bir yöntemdir. Bu sistem ile su, toprağa, canlılara dolayısıyla peyzaja ulaşamaz ve hiçbir ilişki kuramadan kenti terk eder. Bu durumu değiştirmek için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Kentsel alanlarda sık kullanılan çözümler; yağmur bahçesi, geçirimli döşemeler, kuru kuyular, yağmur hendekleri, sızma çukurları, çatı bahçeleri, yağmur varilleri ve sarnıçlardır (Müftüoğlu &amp; Perçin, 2015). Suyu sadece tutmak değil, aynı zamanda dönüştürmek ve yeniden kullanmak için de fırsat tanıyan bu yöntemler çokça tartışılmıştır. Fakat bu yöntemlerin ülkemizde uygulamaya geçirilmesi, birçok çalışmada ezber kalıplar ile gerçekleşmeye devam etmiştir. Dolayısıyla suyu dönüştürme meselesinde bu çözümlerin altyapısını oturtmak kolay değildir. Bu sebeple, yağış suyu yönetimini yeniden ele almak gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yağış Suyunu Nasıl Yönetebiliriz?</h2>



<p>Aslında her projede olduğu gibi öncelikle müdahale edilecek alanın çok iyi okunması gerekir. Alanın topoğrafik özellikleri, iklim şartlarının yanı sıra bu aşamada, alanı geniş ölçekte düşünerek okumak oldukça değerlidir. Müdahale edilecek alanı kentten kopuk düşünmek, su yönetiminde yapılacak büyük bir hata olur. Dolayısıyla suyu kentlerle birlikte tasarlamak burada ciddi öneme sahiptir. </p>



<p>Bu bütüncül yaklaşım, suyun aynı zamanda dinamik bir sistem olduğunu da göstermektedir. Dolayısıyla su, hidrolojik sistemlerin bir parçasıdır (Meriç, 2004) ve suyu sistemler üzerinden düşünmek gerekir. Bu anlayışta, yağış suyunu biriktirmek için kullanılan çözümleri parça parça uygulamak yeterli olmayacaktır. Müdahale edilecek alanın detaylı analizinden sonra, yüzey akış hızının azaltılması adım adım gerçekleştirilmelidir ve ancak çözümlerin bir arada kullanılması ile büyük bir etki beklenebilir. Bu bağlamda gerçekleştirilen bazı proje örnekleri incelenebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yağış Suyu Yönetiminde Sünger Kent Anlayışı</h2>



<p>İklim değişikliği ve kentleşme baskısı ile artan sel felaketleri, birçok ülkede olduğu gibi Çin’de de ciddi problemlere sebep olmaya başlamıştır. Bunun sonucunda, yeni bir kavram olan sünger şehir kavramı oluşmuştur. <a href="https://www.peyzax.com/sunger-sehir-shenzhen-shenwan-parki/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sünger şehir</a> mantığı ilk olarak 2013 yılında Çin’de ortaya çıkmış olup suyun şehir tarafından absorbe edilmesine dayanan bir anlayıştır (Eşbah Tunçay, 2021). Bu anlayışta, kentleri ve suyu birlikte düşünme konusu içselleştirilmiş olup bu bağlamda çözümler üretilmiştir.</p>



<p>Ülkemizde de sünger şehir mantığı ile yapılmaya başlanan projelerin ilk adımları atılmaya başlamıştır ve bu durum oldukça umut vericidir. Fakat sünger şehir mantığını ülkemize entegre etme meselesinde, üretilen çözümleri direkt almak değil bize özgü olarak adapte etmek daha sağlıklı çözümler üretilmesinin önünü açacaktır.</p>



<p>Sünger kent bağlamında üretilen nitelikli proje örneklerinden biri, Çin’de Turenscape Peyzaj Mimarlığı firması tarafından yapılan Sanya Kenti Projesidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Sanya Mangrove Park Projesi</h3>



<p>Çin’de bir turizm şehri olan Sanya, otuz yıllık acımasız bir kalkınmanın kurbanı olmuştur. Şehrin ortasında bulunan, beton istinat duvarının içerisinde yer alan dolgu alanı, okyanus gelgitleri ile tatlı suyu buluşturan bir parka dönüşmüştür.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="532" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/turenscape-sanya-mangrove-park.jpg" alt="" class="wp-image-74941" title="Yağış Suyu Yönetiminde Algı: Suyu Ne Kadar Tanıyoruz? 67"><figcaption class="wp-element-caption">Sanya Mangrove Park</figcaption></figure>



<p>Bu parkın tasarımında, yıllık muson rüzgarlarının etkisini azaltmak ve flora fauna için geçiş sağlanabilecek kıyı ekosistemleri, birbirine geçen kanallar ile kurgulanmıştır. Aynı zamanda parkın tasarımı, kullanıcıları kentten su seviyesine indirerek insan ve su ilişkisini de güçlendirmiştir. Taşkınlara karşı savunmasız olan bu alan, bu park projesi ile taşkın riskini de büyük ölçüde azaltmıştır. Dolayısıyla, peyzaj tasarım ve planlama projesi ile su ve insan ilişkilerini iyileştirmek, taşkın risklerini azaltmak ve suyu yönetmek mümkündür. Bu sebeple, peyzaj mimarlarının da bu konuda rolü oldukça fazladır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="435" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/turenscape-sanya-mangrove-park-1.jpg" alt="" class="wp-image-74949" title="Yağış Suyu Yönetiminde Algı: Suyu Ne Kadar Tanıyoruz? 68"><figcaption class="wp-element-caption">Sanya Mangrove Park</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Peyzaj Mimarları Ne Yapabilir?</h2>



<p>Yağış suyu yönetimi, birçok meslek disiplininin ilgi alanında olsa da peyzaj mimarlarının buradaki rolü yadsınamaz. Sanya Mangrov Parkı projesinde de görüldüğü üzere, peyzaj tasarım ve planlama projeleri aslında görülenden çok daha büyük etkileri beraberinde getirmektedir. Genellikle sadece estetik ve işlevsel özellikleriyle incelenen peyzaj tasarım ve planlama projelerinde küresel ölçekte etkilerin de gerçekleşebildiği görülmektedir.</p>



<p>Yağış suyu yönetiminde de peyzaj mimarları, peyzajı küresel ölçekte okuyarak su yönetimi için farklı uygulamalar geliştirebilir. Sadece yeşil çatı, geçirimli zemin, yağmur bahçesi gibi uygulamalar değil, bu uygulamaların bir arada işleyebileceği ortamlar yaratmak da peyzaj mimarlarının sorumluluğundadır.</p>



<p>Fakat bu süreçte, tüm yükü peyzaj mimarlarına yüklemek de doğru değildir. Yağış suyu yönetimi, disiplinlerarası bir çalışma gerektirir. Dolayısıyla disiplinlerin de burada birlikte çalışması ve peyzaj mimarlarının da bu çalışmalarda aktif rol olması önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sonuçta…</h2>



<p>Yağış suyu yönetiminden etkili ve doğru sonuçlar elde etmek için suyu hapsetmek değil, suyu tanımak ve akmasına izin vermek gerekir. Suyu tanımak da suyu içselleştirerek ve gerçekten su ile birlikte yaşayarak mümkündür. Dolayısıyla suyla birlikte yaşanabilecek ortamların yaratılması ve bu ortamlar üzerinden suyun yönetilmesi çok daha doğru çözümleri beraberinde getirecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kaynakça</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Doğan, M., &amp; Sever, Z. (2023). <em>Sürdürülebilirlik: su ve suyun önemi</em>. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi (ASEAD), 10(1), 176–192.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Emoto, M. (2005). <em>The hidden messages in water.</em> Hay House.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Müftüoğlu, V., &amp; Perçin, H. (2015). Sürdürülebilir kentsel yağmur suyu yönetimi kapsamında yağmur bahçesi. <em>İnönü Üniversitesi Sanat ve Tasarım Dergisi, 5</em>(11), 27–37.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Eşbah Tunçay, H. (2021). <em>Suya duyarlı şehirler</em>. Türkiye Su Enstitüsü (SUEN). ISBN: 978-605-7599-59-9.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Meriç, B. T. (2004). Su kaynakları yönetimi ve Türkiye. <em>Jeoloji Mühendisliği Dergisi, 28</em>(1), 27–?. Hacettepe Üniversitesi, Uluslararası Karst Su Kaynakları Uygulama ve Araştırma Merkezi (UKAM), Ankara.</li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>Turenscape. (2019). <em>Sanya Mangrove Park</em>. Divisare. <a href="https://divisare.com/projects/433738-turenscape-sanya-mangrove-park" rel="nofollow noopener" target="_blank">https://divisare.com/projects/433738-turenscape-sanya-mangrove-park</a></li>
</ul>



<p class="is-style-default"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/yagis-suyu-yonetiminde-algi-suyu-ne-kadar-taniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası</title>
		<link>https://www.peyzax.com/turk-evi/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/turk-evi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Mehmet Emin DAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarım Trendleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=74978</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1300" height="732" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ChatGPT-Image-21-Nis-2026-01_23_10.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Geleneksel Türk Evleri" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ChatGPT-Image-21-Nis-2026-01_23_10.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ChatGPT-Image-21-Nis-2026-01_23_10-850x478.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 70"></div>X’te dolaşırken Ali Kaan’ın şu cümlesine rastladım: “Türkler sıkışık apartman dairelerinde değil, avlusu olan gerçek Türk evlerinde yaşamayı hak eden bir millettir.” Cümle ilk anda&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1300" height="732" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ChatGPT-Image-21-Nis-2026-01_23_10.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="Geleneksel Türk Evleri" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ChatGPT-Image-21-Nis-2026-01_23_10.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/ChatGPT-Image-21-Nis-2026-01_23_10-850x478.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 85"></div>
<p>X’te dolaşırken Ali Kaan’ın şu cümlesine rastladım: <strong><em>“Türkler sıkışık apartman dairelerinde değil, avlusu olan gerçek Türk evlerinde yaşamayı hak eden bir millettir.” </em></strong>Cümle ilk anda biraz romantik, biraz da iddialı gelebilir&#8230; Fakat bazı cümleler vardır; doğruluğundan önce insanda bir hayal kurma isteği uyandırır. Bende de öyle oldu. Bir anda kendimi görseldeki taş döşeli avlunun içinde, gölgesi zemine düşen çiçekli bir ağacın yanında, ahşap pencereleri sabah ışığını yumuşatarak içeri alan bir evin önünde hayal ettim. Sonra o hayalin arkasına bir bahçe ekledim. Bir kuyu, bir sedir, ince bir su sesi, taş duvara yaslanan sarmaşıklar, yukarıda cumba, arada hayat, içeride sofa&#8230; Derken fark ettim ki ben yalnızca bir evi düşünmüyordum; bir hayat biçimini düşünüyordum.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="550" data-dnt="true"><p lang="tr" dir="ltr">Türkler sıkışık apartman dairelerinde değil, avlusu olan gerçek Türk evlerinde yaşamayı hak eden bir millettir. <a href="https://t.co/aBtkVcVVW3" rel="nofollow">pic.twitter.com/aBtkVcVVW3</a></p>&mdash; Ali Kaan (@HorasaniTurki) <a href="https://twitter.com/HorasaniTurki/status/2041911686169272716?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow noopener" target="_blank">April 8, 2026</a></blockquote><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>
</div></figure>



<p>Sonra Türk evlerinin özelliklerini herkes bilsin diye sizlere detaylı bir yazı hazırlamak istedim. Önce araştırdım tabii. Karşıma çizimler çıktı, terimler çıktı, eski şehir dokularına dair yorumlar çıktı, Safranbolu’dan Buhara’ya uzanan bir mekânsal düşünce dünyası çıktı. Ve sonunda şunu daha açık gördüm: Türk evi, yalnızca geçmişin mimari mirası değildir. O aynı zamanda nasıl birlikte yaşayabileceğimize dair, nasıl bakmamız gerektiğine dair, hatta belki nasıl insan kalabileceğimize dair mekâna yazılmış bir düşüncedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="is-style-alert-2 has-medium-font-size">Bugün çoğu modern kentte binalar parsellerin içinde kendi bireysel iddialarıyla yükselir. Her biri bir diğerinden bağımsız, hatta yer yer rakip gibidir. Geleneksel Türk kentinde ise bu ilişki daha farklıdır. Ev, sadece kendi konforunu değil, komşunun ışığını, sokağın gölgesini, mahallenin havasını da hesaba katar. Bu yüzden geleneksel yatay mimariyi benimsemiş Türk Mahallelerinde “bir evin gölgesi ötekinin güneşini kesmesin” şeklinde özetlenebilecek bir hassasiyetin varlığından söz edilir.</p>
</blockquote>



<p>Bugün çoğu zaman konut meselesini metrekare, cephe, manzara, oda sayısı, mutfak tipi ve site olanakları üzerinden tartışıyoruz. Oysa geleneksel Türk evi bu soruyu başka türlü soruyordu. &#8220;Ev ne kadar büyük olmalı&#8221;dan çok, <strong>ev nasıl bir hayatı taşımalı</strong> sorusuyla ilgileniyordu. Bu küçük fark, aslında bütün mimari yaklaşımı değiştiriyor. Çünkü o zaman yapı, insanın üstüne kapanan bir kabuk olmaktan çıkıp onun gündelik ritmine eşlik eden, doğayla kurduğu ilişkiyi yöneten ve komşuluk hukukunu görünmez biçimde koruyan bir organizmaya dönüşüyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-style-default"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="732" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Turk-Evi-Kavramlari.png" alt="Geleneksel bir Türk evinin mimari anatomisini, tüm dış ve iç elemanlarını Türkçe terimlerle detaylıca etiketleyerek gösteren eğitici bir 3D diyagram." class="wp-image-75003" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 71" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Turk-Evi-Kavramlari.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Turk-Evi-Kavramlari-850x478.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /><figcaption class="wp-element-caption">Geleneksel bir Türk evinin mimari anatomisini, tüm dış ve iç elemanlarını Türkçe terimlerle detaylıca etiketleyerek gösteren eğitici bir 3D diyagram. Orijinal kaynağındaki görsel günümüz teknolojisi ile yeniden yorumlanmıştır. (1)</figcaption></figure>



<p>Türk evi denildiğinde çoğu kişinin zihninde önce cumba belirir. Beyaz sıvalı duvarlar, ahşap hatıllar, saçak altında derin gölgeler, taş zeminli sokaklar, bazen de yüksek avlu duvarları&#8230; Fakat Türk evini yalnızca görüntüsüyle tanımaya çalışmak eksik kalır. Çünkü bu evlerin gücü biraz da dışarıdan hemen anlaşılmayan iç mantığında saklıdır. O mantığın merkezinde ise ölçü vardır. Ama bu ölçü, yalnızca matematiksel ya da geometrik bir oran değildir. <strong>O biraz da edep, biraz hak, biraz iklim bilgisi, biraz da yaşama inceliğidir.</strong></p>



<p>Bu yüzden Türk evini konuşurken şehri de konuşmak gerekir. Çünkü Türk evi çoğu zaman sokaktan bağımsız değildir. O, içinde bulunduğu kent dokusunun doğal bir uzantısıdır. Bugün çoğu modern kentte binalar parsellerin içinde kendi bireysel iddialarıyla yükselir. Her biri bir diğerinden bağımsız, hatta yer yer rakip gibidir. Geleneksel Türk kentinde ise bu ilişki daha farklıdır. Ev, sadece kendi konforunu değil, komşunun ışığını, sokağın gölgesini, mahallenin havasını da hesaba katar. Bu yüzden geleneksel yatay mimariyi benimsemiş Türk Mahallelerinde <strong>“bir evin gölgesi ötekinin güneşini kesmesin”</strong> şeklinde özetlenebilecek bir hassasiyetin varlığından söz edilir. Belki bu her yerde aynı katılıkta uygulanmış değildir, belki zamanla değişmiştir, ama mimari hafızada bunun çok güçlü bir iz bıraktığı hissedilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="267" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/image-30.png" alt="" class="wp-image-75029" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 72" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/image-30.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/image-30-850x175.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /><figcaption class="wp-element-caption">Safranbolu&#8217;yu ilk ziyaretimde aldığım panaroma görüntü. 21 Nisan 2012</figcaption></figure>



<p>Türk evi denildiğinde zihinde ilk beliren kentlerden biri kuşkusuz <strong>Safranbolu </strong>oluyor. İlginçtir, bu yazıyı kaleme alırken kendi fotoğraf arşivime girip, Safranbolu’yu ilk kez gördüğüm güne gittim. Fark ettim ki bu kenti tam 14 yıl önce, 21 Nisan 2012’de ilk defa görmüşüm. Aradan geçen zamana rağmen o ilk karşılaşmanın duygusu hâlâ çok canlı. Henüz yapıların bugünkü kadar gösterişli sunulmadığı, estetik müdahalelerin ve turistik parıltının bu kadar öne çıkmadığı dönemlerde bile Safranbolu insanda derin bir hayranlık uyandırıyordu. Çünkü etkileyici olan yalnızca evlerin tek tek güzelliği değil, bütün bir dokunun kurduğu ölçü, sükûnet ve zarafetti. Safranbolu&#8217;yu her ziyaretimde başka bir ayrıntı fark ettim; kimi zaman bir sokağın gölgeyi taşıma biçimini, kimi zaman bir cumbanın sokağa eğilişini, kimi zaman da avlu duvarının ardında saklanan hayatı. Safranbolu bu yönüyle, sadece görülen bir kent değil, her dönüşte yeniden okunan bir mekânsal hafıza gibi. Tek problem bölgenin artan turizm yükü olabilir, kalabalıklar durup düşünmeye, hatta görmeye çoğu zaman yeterince fırsat vermiyor maalesef..</p>



<p>Safranbolu gibi yerleşimlere bakıldığında bu durum çok daha somut hale gelir. Evler yamaca yerleşirken yalnızca en iyi manzarayı kapmaya çalışmaz. Birbirinin önünü tümüyle tıkayan saldırgan bir yerleşim mantığı yerine, kademelenen, geri çekilen, nefes alan bir kurgu görülür. Bu yüzden o evler yalnızca güzel görünmez; aynı zamanda adil görünür. Çok ilginçtir, bazı şehirleri gezerken teknik olarak neyin doğru olduğunu bilmeseniz bile bir şeylerin hakkaniyetli kurulduğunu hissedersiniz. Türk evinin kurduğu şehir dili biraz da böyledir.</p>



<p>Bu noktada şehircilik ile ahlâk arasında sessiz bir bağ kurulduğunu söylemek mümkündür. Çünkü Türk şehir anlayışı, yalnızca barınma ihtiyacına cevap veren bir fiziksel düzenleme değil, insanın insanla ve doğayla kurduğu ilişkinin mekâna dönüşmüş halidir. Şehir, göğe dikilen beton kulelerin toplamı değildir burada. Daha çok toprağa değen, rüzgârı anlayan, güneşin yönünü önemseyen, komşuluğu gözeten, mahremiyeti korurken karşılaşmayı da bütünüyle yok etmeyen bir yaşam yüzeyidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="730" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/DSC02557-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75807" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 73"><figcaption class="wp-element-caption">31 Temmuz 2015 &#8211; İstanbul</figcaption></figure>



<p>Sokaklar da bu sistemin önemli parçasıdır. Dar sokak denildiğinde bugün bazen olumsuz bir şey düşünülür. Oysa geleneksel dokuda darlık her zaman sıkışıklık anlamına gelmez. Tam tersine, dar sokak çoğu zaman gölge üretir, yürüyeni korur, binayla insan arasında daha yakın bir ölçek kurar. Saçakların sokağa uzanışı, çıkmaların ritmi, duvar yüzeylerinin sürekliliği, kapıların ve pencerelerin yerleşimi; bütün bunlar bir araya geldiğinde sokak yalnızca geçilen bir koridor olmaktan çıkar, yaşanan bir aralığa dönüşür. Sokak artık otomobilin değil, bakışın, selamın, beklemenin, kısa karşılaşmanın mekânıdır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-2 is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="731" data-id="75823" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20190721_150334_1-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75823" style="aspect-ratio:3/2" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 74"><figcaption>Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 82</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="2560" height="1438" data-id="75815" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/DSC09185-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75815" style="aspect-ratio:3/2" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 75"><figcaption>Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 83</figcaption></figure>
<figcaption class="blocks-gallery-caption wp-element-caption">Mardin &#8211; 21 Temmuz 2019 (sol), 10 Mayıs 2015 (sağ)</figcaption></figure>



<p>Türk evinin dış cephesinde yer alan öğeler de bu iklimsel ve sosyal inceliğin parçalarıdır. Saçak, örneğin yalnızca yağmurdan koruyan bir yapı elemanı değildir. Aynı zamanda cepheyi güneşten korur, suyun akışını yönlendirir, gölge derinliği üretir ve sokağın atmosferini yumuşatır. Çörten ise çatıda biriken yağmur suyunun kontrollü biçimde uzaklaştırılmasını sağlayan küçük ama son derece önemli bir ayrıntıdır. Bugün çoğu kişinin neredeyse fark etmediği bu elemanlar, aslında suyla kurulan ilişkinin ne kadar bilinçli olduğunu gösterir. Mahya, pelvaze, kepenk, damlalık, köşe penceresi gibi ayrıntılar da öyle. Her biri küçük görünür, ama küçük olanın toplamı büyük bir mimari akıl üretir. Türk evinin etkisi biraz da burada gizlidir: etkisini büyük jestlerle değil, doğru yerleştirilmiş küçük kararlarla kurar.</p>


<div class="uckan-card"><button type="text" aria-label="Kapat"><i class="gi gi-times"></i></button><a class="uckan-card--url" target="_blank" href="https://www.peyzax.com/osmanlidan-gunumuze-turk-bahce-yapilari/"></a><div class="uckan-card--left"><img loading="lazy" decoding="async" class="geo-related_shortcode" alt="thumbnail" height="90" width="150" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2020/11/MECIDIYE-KOSK-640x372.jpg" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 76"></div><div class="uckan-card--right"><div class="type">Önerilen Yazı</div><div class="headline">Osmanlı&#8217;dan Günümüze: Türk Bahçe Yapıları</div></div></div>


<p>Cephede en çok dikkat çeken öğelerden biri kuşkusuz cumbadır. Cumba, Türk evinin sokağa uzanan yüzüdür. Ama bu uzanış saldırgan değildir; ölçülüdür. Sokakla ilişki kurar, manzarayı genişletir, içeride oturan kişiye daha fazla görüş sağlar, alt kattaki sokağın ölçeğini zenginleştirir. Fakat aynı zamanda tam bir açılma da değildir. İçerideki yaşam, cumba sayesinde dışarıyı izler; ama bütünüyle dışarıya teslim olmaz. Burada çok ince bir kamusallık-özel alan dengesi vardır. Belki de geleneksel Türk evinin en zarif taraflarından biri budur: tamamen kapanmaz, ama tamamen ifşa da etmez.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="is-style-alert-2 has-medium-font-size">Türk evi, yalnızca geçmişin mimari mirası değildir. O aynı zamanda nasıl birlikte yaşayabileceğimize dair, nasıl bakmamız gerektiğine dair, hatta belki nasıl insan kalabileceğimize dair mekâna yazılmış bir düşüncedir.</p>
</blockquote>



<p>Evin içine girdiğimizde ise başka bir dünya ile karşılaşırız. Türk evi, kapının ardından bizi doğrudan merkeze fırlatmaz. Bunu yavaşlatır. Taşlık bu yüzden önemlidir. Taşlık, dışarıyla içerisi arasında bir geçiş katmanı gibidir. Tam olarak dışarısı değildir, ama henüz içerisi de değildir. Zemindeki taş serinliği, ayakkabının çıkarılması, hareketin yavaşlaması, bedenin iç mekâna hazırlanması&#8230; Bunların hepsi birlikte düşünüldüğünde taşlık, işlevsel olduğu kadar duyusal bir eşiğe dönüşür. Bugünün konutlarında kaybettiğimiz o incelikli geçiş fikri, burada hâlâ hissedilir.</p>



<p>Türk evinin en önemli kavramlarından biri de hayat’tır. Hayat, adının kendisiyle bile bu mimarinin niyetini ele verir aslında. Çünkü bu alan yalnızca bir boşluk ya da sirkülasyon yüzeyi değildir; yaşanan yerdir. Evin bahçeyle, avluyla ve gündelik yaşamla temas ettiği yarı açık, yarı kapalı, çok işlevli bir ara yüzdür. Sabah kahvesi burada içilebilir, misafir burada ağırlanabilir, çocuk burada oynayabilir, yaz sıcağında serinlik burada aranabilir. İçerisiyle dışarısı arasında bugün unuttuğumuz o geçirgen yaşam biçimi, hayat mekânında yeniden görünür hale gelir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="537" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/01.jpg" alt="" class="wp-image-75839" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 77"><figcaption class="wp-element-caption">Türk Evinde Sofa (Merdiven Yukarısı) &#8211; Alıntıdır</figcaption></figure>



<p>Hayatla bağlantılı biçimde sofa da Türk evinin omurgasıdır. Sofa, yalnızca odaların açıldığı bir dağıtım alanı değildir. Ailenin birbirini gördüğü, seslerin birbirine karıştığı, hareketin ev içinde düğümlendiği ortak merkezdir. İç sofa, dış sofa, orta sofa gibi farklı tiplenmeler, bu mekânın bölgesel iklim ve yaşam alışkanlıklarına göre nasıl dönüştüğünü gösterir. Yani Türk evi katı bir tipoloji değildir; bağlama göre uyumlanan yaşayan bir şemadır. Bu esneklik çok değerlidir. Çünkü iyi mimarlık çoğu zaman tek bir doğru form dayatmaz, bulunduğu coğrafyayı ve hayat biçimini dinler.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="726" height="700" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/image-31.png" alt="" class="wp-image-75831" style="width:793px;height:auto" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 78"><figcaption>Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 84</figcaption></figure>



<p>Bazı bölgelerde <strong>eyvan </strong>da bu ara mekân zenginliğine katılır. Eyvan, bir yönü açık, yarı gölgeli, derinliği olan bir geçiş alanı olarak özellikle iklimle kurulan ilişkide önemli bir rol üstlenir. Sıcak bölgelerde gölge ve hava akışı sağlarken, aynı zamanda mekâna bir ritim ve tören duygusu da kazandırır. Evin birdenbire başlamamasını, yavaş yavaş açılmasını sağlar. Bu tür mekânlar bugün modern konutlarda çok azaldı. Oysa insanın psikolojik olarak da bu geçişlere ihtiyacı vardır. Bir yerden başka bir yere yalnızca kapıyla değil, eşikle, durakla, gölgeyle, ritimle geçmek isteriz.</p>



<p>Odaların düzeni de bu anlayışın devamı gibidir. Türk evinde oda, bugünkü gibi tek bir işleve sabitlenmiş kutular halinde düşünülmez. Yeri geldiğinde oturma, yeri geldiğinde uyuma, yeri geldiğinde misafir ağırlama işlevi üstlenebilir. Bu esneklik mekânı canlı kılar. Çünkü hayatın değişkenliğine izin verir. Duvar içi nişler, gömme dolaplar, sedirler, yüklükler ve yerleşik elemanlar, odanın salt boş bir hacim olmasını engeller; ona bir kullanım kültürü kazandırır. Burada eşya ile mimari birbirinden kopuk değildir. Eşya sonradan getirilmiş bir unsur gibi değil, mekânın içinden doğmuş gibi görünür.</p>



<p>Sedir, bu bağlamda yalnızca oturulan bir eleman değildir; mekânın yere ve bedene kurduğu ilişkinin biçimidir. Yere yakın oturuş, pencereye yakın konumlanış, sohbetin yüz yüze akışı, ışığın ve manzaranın farklı düzeylerde deneyimlenmesi&#8230; Bunların her biri gündelik hayatın bedenle kurduğu ritmi etkiler. Türk evi biraz da bu nedenle göz kadar bedenin de evidir. Sadece bakılan değil, yaşanılan bir mekânsal dildir.</p>



<p>Avlu ve bahçe ise Türk evinin peyzajla buluştuğu esas katmandır. Bana kalırsa bu konu yeterince konuşulmuyor. Çünkü Türk evini yalnızca yapı olarak ele almak, onun dış mekânla kurduğu güçlü ilişkiyi gölgelemeye başlıyor. Oysa avlu, bu evin tamamlayıcı parçasıdır; bazen de kalbidir. Yüksek duvarlarla çevrili olması onu dışarıdan koparmak için değil, içeride özgür bir mahremiyet üretmek içindir. Avluda bir ağaç, bir çeşme, küçük bir çiçeklik, oturulacak bir köşe, bazen üretime dair unsurlar, bazen çocukların hareket alanı bulunur. Burada peyzaj, süsleme değil yaşamın uzantısıdır. Bahçe düzenlemesi sadece güzel görünmek için yapılmaz; gölge üretmek, meyve vermek, koku taşımak, serinlik sağlamak, mevsimi hissettirmek için vardır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1200" height="800" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/datca-turk-evi-otel_4365be9f.webp" alt="" class="wp-image-75856" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 79"><figcaption class="wp-element-caption">Datça Türk Evi Hotel &#8211; Alıntıdır</figcaption></figure>



<p>Çok önemlidir: Türk evinde doğa, eve sonradan eklenen bir dekor değildir. Doğa ile mimari birlikte düşünülmüştür. Ahşabın suyla, taşın gölgeyle, avlunun gökyüzüyle, ağacın cepheyle kurduğu ilişki neredeyse baştan tasarlanmış değil de zamanla olgunlaşmış gibidir. Belki Türk evini bu kadar etkileyici kılan şey biraz da budur. O, “bakın ne kadar tasarlandım” diyen bir yapı değildir. Daha çok, doğru yaşandığı için zamanla güzelleşmiş bir mekân gibidir.</p>


<div class="uckan-card"><button type="text" aria-label="Kapat"><i class="gi gi-times"></i></button><a class="uckan-card--url" target="_blank" href="https://www.peyzax.com/turk-bahceleri/"></a><div class="uckan-card--left"><img loading="lazy" decoding="async" class="geo-related_shortcode" alt="thumbnail" height="90" width="150" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2020/11/turk-bahceleri-1-640x372.jpg" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 80"></div><div class="uckan-card--right"><div class="type">Önerilen Yazı</div><div class="headline">“Türk Bahçeleri” İnceliklerle Dolu Mütevazı Bir Serüven</div></div></div>


<p>Malzeme dili de aynı sadeliği taşır. Alt katlarda taşın serinliği ve sağlamlığı, üst katlarda ahşabın esnekliği ve nefes alan yapısı dikkat çeker. Taş, toprağa temas eden güçlü bir beden gibidir; ahşap ise havaya, ışığa, yaşama daha yakın bir katman. Bu sadece yapısal bir karar değildir. Aynı zamanda iklimsel ve duyusal bir dengedir. Taş kütlesel güvenlik ve serinlik sunarken, ahşap üst yapıda daha hafif ve yaşanabilir bir atmosfer üretir. Pencerelerin oranları, kafesler, kepenkler, saçak altı boşlukları, hatta kapı tokmaklarının biçimi bile bu bütüncül dilin parçasıdır.</p>



<p>Burada estetik ile hak kavramı arasında kurulan bağ tekrar önem kazanıyor. Çünkü Türk evi güzel olduğu için iyi değildir sadece; çoğu zaman iyi düşündüğü için güzeldir. Komşunun güneşini kesmeme fikri, sokağın rüzgârını tamamen öldürmeme hassasiyeti, avluda mahremiyeti korurken içeride ferahlığı artırma çabası&#8230; Bunların hepsi birlikte bir estetik üretir. Yani güzellik burada yalnızca biçimden değil, ilişkilerin doğruluğundan doğar. Bu bence çok önemli. Çünkü bugün mimarlıkta ve kent tasarımında çoğu zaman biçim ile etik birbirinden kopuyor. Oysa geleneksel Türk evi bize, gerçek güzelliğin yer yer başkasını düşünmekten doğabileceğini hatırlatıyor.</p>



<p>Belki bu yüzden Türk evi üzerine düşünmek yalnızca tarihî bir merak değildir. Bugünün şehirlerine ve konut üretimine dair çok ciddi sorular da içerir. Şimdi kendimize sormamız gereken şey şudur: Biz neden bu kadar çok yapı üretiyoruz da bu kadar az yaşama alanı kurabiliyoruz? Neden metrekare büyüyor ama hayat küçülüyor? Neden pencereler genişliyor ama komşuluk daralıyor? Neden balkonlar genişliyor ama avludaki gibi göğsünün genişleme hissi kayboluyor? Neden her şey daha yeni ama biz daha yoksu(n)l hissediyoruz?</p>



<p>Belki cevaplardan biri, mekânı salt mülk olarak görmeye başlamamızda yatıyor. Türk evi ise mekânı bir ilişki alanı olarak kuruyordu. Bu yüzden ev, yalnızca sahibinin değil; komşusunun, sokağın, rüzgârın, gölgenin ve mevsimin de hesaba katıldığı bir bütünün parçasıydı. <strong>Bu bakış bugüne birebir taşınabilir mi, emin değilim. Zaten mesele geçmişi kopyalamak da değil. </strong>Safranbolu evlerini her mahalleye yapalım, her apartmanı cumbalı hale getirelim gibi yüzeysel bir nostalji mimarlığının hiçbir anlamı yok. Asıl mesele, o evlerin arkasındaki düşünceyi bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden okuyabilmek.</p>



<p>Belki bugün <strong>Türk evlerinden oluşuna yeni bir mahalle </strong>yapamayız. Ama Türk evinin öğrettiği şeylerden yeni konut ilkeleri üretebiliriz. Geçiş mekânlarını geri çağırabiliriz. Yarı açık alanları yeniden önemseyebiliriz. Komşuluk hakkını imar diline daha görünür şekilde taşıyabiliriz. Güneş, gölge, rüzgâr ve mahremiyet gibi meseleleri yalnızca teknik veri değil, yaşam kalitesi meselesi olarak ele alabiliriz. Sokakları sadece araç akışı için değil, karşılaşma ve gölgelenme için de tasarlayabiliriz. Peyzajı bina bittikten sonra düşünülen bir süsleme işi olmaktan çıkarıp yapının asli parçası haline getirebiliriz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="730" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/DSC00297-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-75864" title="Türk Evi: Güneşi Komşusuna Bırakan Medeniyetin Mekânsal Hafızası 81"><figcaption class="wp-element-caption">11 Eylül 2014 &#8211; Kastamonu</figcaption></figure>



<p>İşte benim için Türk evi tam da burada kıymetli hale geliyor. O, geçmişin tozlu sayfalarında kalmış bir nostalji nesnesi değil. Bize, başka türlü yaşamanın mümkün olduğunu hatırlatan sessiz bir öğretmen gibi. Evet, onun dili eski olabilir. Evet, terimleri bugünün insanına ilk anda yabancı gelebilir: hayat, sofa, eyvan, taşlık, cumba, çörten&#8230; Ama biraz yaklaştığınızda fark ediyorsunuz ki bu kelimelerin her biri sadece birer mimari unsur değil; birer yaşama tavrı.</p>



<p>Ve sanırım asıl mesele de burada düğümleniyor. Türk evi, bize yalnızca nasıl ev yapılacağını değil, nasıl yerleşileceğini anlatıyor. Nasıl komşu olunacağını, nasıl güneş paylaşılacağını, nasıl bahçeyle konuşulacağını, nasıl gölgede dinlenileceğini, nasıl eşiğin anlam kazanacağını gösteriyor. Belki bugün en çok ihtiyacımız olan şey de tam olarak bu: daha çok bina değil, daha çok anlam; daha çok kat değil, daha çok ilişki; daha çok cephe değil, daha çok hayat.</p>



<p>Ali Kaan’ın cümlesi belki ilk anda bir sosyal medya cümlesi gibi görünüyordu. Ama beni uzun süre düşündürdü. Çünkü bazen bir cümlenin doğruluğu, istatistiklerle değil, insanda açtığı kapıyla ölçülür. Ben o kapıdan bakınca şunu gördüm: Türk evi yalnızca geçmişte kalmış bir konut tipolojisi değil. O, insan ölçeğini, komşu hakkını, doğayla uyumu ve mekânsal zarafeti aynı anda taşıyabilen güçlü bir hafıza.</p>



<ul class="wp-block-list is-style-star">
<li>Belki yeniden aynı evleri yapamayız. Ama aynı inceliği yeniden kurabiliriz.</li>



<li>Belki aynı sokaklarda yürümeyiz. Ama sokakların yeniden insanı hatırlamasını sağlayabiliriz.</li>



<li>Belki her evin avlusu olmaz. Ama her yaşamın biraz gökyüzüne, biraz gölgeye, biraz yeşile, biraz da komşusunu düşünen bir mekân ahlakına ihtiyacı var.</li>
</ul>



<p><strong><em>Türk evi bana biraz bunu söylüyor. Ve galiba tam da bu yüzden, Türk Evleri geçmişe ait olduğu kadar geleceğe de ait.</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/turk-evi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü?</title>
		<link>https://www.peyzax.com/kentler-neden-uretmiyor-kentsel-tarim-bir-cozum-mu/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/kentler-neden-uretmiyor-kentsel-tarim-bir-cozum-mu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Künkül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 06:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir ve Bölge Planlama]]></category>
		<category><![CDATA[şehir planlama]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=74613</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1300" height="867" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="220925 Oosterwold 3 © Daria Scagliola" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola-850x567.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 86"></div>Her gün içinde yaşadığımız şehirler büyüyor. Yeni binalar yükseliyor, yollar genişliyor, boşluklar doluyor, sınırlar genişliyor. Ancak bu büyümenin içinde çoğu zaman fark etmeden gözden kaçırdığımız&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1300" height="867" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola.jpg" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="220925 Oosterwold 3 © Daria Scagliola" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola-850x567.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 97"></div>
<p>Her gün içinde yaşadığımız şehirler büyüyor. Yeni binalar yükseliyor, yollar genişliyor, boşluklar doluyor, sınırlar genişliyor. Ancak bu büyümenin içinde çoğu zaman fark etmeden gözden kaçırdığımız bir gerçek var: şehirler artık üretmiyor.</p>



<p>Bugün kentler, büyük ölçüde tüketim üzerine kurulu yapılar haline gelmiş durumda. Günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası olan gıda, çoğu zaman üretildiği yerden oldukça uzakta tüketiliyor. Market raflarında gördüğümüz ürünler, uzun bir yolculuğun ardından bize ulaşıyor. Şehirler ise bu sürecin son noktası olarak üretimin değil, tüketimin mekânı haline geliyor.</p>



<p>Oysa kentler her zaman böyle değildi. Üretim ve tüketim arasındaki mesafe bu kadar keskin değildi. Şehir, yalnızca barınma ve dolaşım alanı değil; aynı zamanda üretimin de bir parçasıydı.</p>



<p>İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde üretim ve yerleşim iç içe gelişti. İlk yerleşmeler tarım yapılabilir alanlarla doğrudan ilişki kurmuş; kentler üretimin uzağında değil, tam merkezinde yer almıştır. Ancak bu ilişki sanayi devrimiyle birlikte kırılmaya başlamış; üretim biçimlerinin değişmesi ve kırdan kente yoğun göç, tarım ile kent arasındaki bağı zayıflatmıştır. Üretim giderek kentin dışına taşınmış, kent ise tüketimin yoğunlaştığı bir yapıya dönüşmüştür.</p>



<p>Buna rağmen bu kopuş hiçbir zaman tamamen kesin olmamıştır. Özellikle kriz dönemlerinde üretim yeniden kentle ilişki kurmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında birçok ülkede yaygınlaşan ve “<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Victory_garden" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">zafer bahçeleri</a> (Victory Gardens)” olarak adlandırılan üretim alanları, şehirlerin gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla kentsel alanların doğrudan üretime dahil edildiğini göstermektedir. Benzer şekilde, 19. yüzyılın sonlarında Detroit’te uygulanan üretim girişimleri, boş alanların tarımsal faaliyetlere açılmasıyla hem gıda üretimini desteklemiş hem de toplumsal dengelenmeye katkı sağlamıştır. Bu örnekler, üretimin yalnızca kırsala ait olmadığını; ihtiyaç halinde kentlerin de üretim kapasitesi geliştirebildiğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="1038" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Basliksiz-1.jpg" alt="Zafer Bahçeleri (Victory Gardens)" class="wp-image-74622" title="Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 87" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Basliksiz-1.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/Basliksiz-1-850x679.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /><figcaption>Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 92</figcaption></figure>



<p>Bugün ise benzer bir kırılmanın eşiğindeyiz. İklim krizi, gıda güvenliği sorunları, küresel salgınlar ve afetler, üretimin kentle olan ilişkisini yeniden tartışmaya açmaktadır. Üretim artık yalnızca kırsal bir faaliyet değil; kentsel yaşamın sürdürülebilirliği açısından da belirleyici bir unsur haline gelmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Peki Ne Değişti?</strong></h2>



<p>Kentleşme hızlandıkça üretim alanları geri çekildi. Tarım arazileri yerini konutlara, ticaret alanlarına ve altyapıya bıraktı. Şehir büyüdü, ancak bu büyüme üretimi dışarı itti. Bu durum yalnızca mekânsal bir değişim değil; aynı zamanda kentsel sistemin yeniden kurgulanması anlamına gelmektedir.</p>



<p>Bugün üretimin şehir dışına taşınması, kentleri kendi kendine yetebilen yapılardan çıkararak dışa bağımlı sistemlere dönüştürmektedir. Bu bağımlılık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ekolojik ve sosyal kırılganlıkları da beraberinde getirmektedir.</p>



<p>Burada üzerinde durulması gereken temel nokta şudur: mesele sadece tarım değildir. Mesele, şehirlerin nasıl kurgulandığıdır.</p>



<p>Çünkü şehir planlaması uzun süredir üretimi merkeze almamaktadır. Yaşam alanları, ulaşım sistemleri ve ticaret bölgeleri detaylı şekilde planlanırken; üretim çoğu zaman kentin dışında konumlandırılmaktadır. Bu durum bir zorunluluktan çok, belirli bir planlama yaklaşımının sonucudur ve artık sorgulanması gereken bir tercihtir.</p>



<p>Üretimin kent dışına taşınması, gıda erişimini kırılgan hale getirmektedir. Üretim ile tüketim arasındaki mesafe arttıkça sistem daha hassas bir yapıya dönüşmekte; herhangi bir aksama doğrudan günlük yaşamı etkilemektedir. Bunun yanında çevresel etkiler de göz ardı edilemez. Gıdanın kilometrelerce öteden taşınması, daha fazla enerji kullanımı ve daha fazla karbon salınımı anlamına gelmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kentsel Tarım: Bir Kavramdan Fazlası mı?</strong></h2>



<p>Tam da bu noktada kentsel tarım kavramı devreye girmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Peki nedir bu kentsel tarım? Uygulamak gerçekten bu kadar zor mudur?</h3>



<p>Kentsel tarım kavramı ile yaptığım ilk çalışmada karşılaştığım ilk soru şu olmuştu;” hobi bahçelerinin ötesine gidebilecek misin?”</p>



<p>Bu soru aslında meselenin özünü ortaya koymaktadır. Çünkü kentsel tarım çoğu zaman küçük ölçekli, bireysel uğraşlar olarak algılanmakta; planlama disiplininin dışında, sınırlı bir faaliyet alanına indirgenmektedir.</p>



<p>Oysa kentsel tarım, en basit tanımıyla üretimin yeniden kentin içine dahil edilmesini ifade eder. Ancak bu yaklaşım yalnızca şehir içinde tarım yapmak anlamına gelmez. Mimari ölçekte (çatı ve dikey tarım), mahalle ölçeğinde (topluluk bahçeleri) ve kent ölçeğinde (planlı üretim alanları) olmak üzere farklı ölçeklerde ele alınabilir ve uygulanabilir.</p>



<p>Burada önerilen şey, üretimi yeniden kentsel yaşamın bir parçası haline getirmektir.</p>



<p>Ancak günümüzde kentsel tarım çoğu zaman, şehir içinde sonradan yer açılmaya çalışılan bir uygulama olarak ele alınmaktadır. Oysa mesele, üretim için boşluk bulmak değil; üretimi baştan kentsel sistemin kurucu unsurlarından biri olarak kurgulamaktır.</p>



<p>Bu yaklaşımın somutlaştığı önemli örneklerden biri, Hollanda’nın Almere kentindeki <a href="https://www.mvrdv.com/projects/32/almere-oosterwold" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">Oosterwold </a>bölgesidir. Bu modelde üretim, mevcut kentsel yapıya sonradan eklenen bir unsur değil; yerleşimin oluşumunu belirleyen temel bir bileşen olarak tanımlanmaktadır. Yapılaşma kararları, altyapı sistemleri ve parsel kullanımları üretimle birlikte ele alınmaktadır.</p>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="975" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/d4b01716-5e96-4cbf-b787-1957697782aa-1.jpg" alt="Oosterwold Plan Animasyon Görseli
(https://www.mvrdv.com/projects/32/almere-oosterwold)" class="wp-image-74671" style="width:349px;height:auto" title="Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 88" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/d4b01716-5e96-4cbf-b787-1957697782aa-1.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/d4b01716-5e96-4cbf-b787-1957697782aa-1-850x638.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /><figcaption>Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 93</figcaption></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="867" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola.jpg" alt="" class="wp-image-75795" title="Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 89" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/220925-Oosterwold-3-©-Daria-Scagliola-850x567.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /><figcaption>Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 94</figcaption></figure>
</div>
</div>



<p>Bu durum, kentsel tarımın yalnızca bir uygulama biçimi olmadığını; aynı zamanda planlama kararlarını dönüştürebilecek bir araç olduğunu göstermektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Geçmişten Günümüze: Unutulan Bir Pratik</strong></h3>



<p>Günümüzde yeni bir kavram gibi algılansa da, kentsel tarım aslında yüzyıllardır var olan bir pratiğin farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkmasıdır. Tarihsel süreçte üretim, kent yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak konumlanmış; yerleşim kararları büyük ölçüde üretimle kurulan ilişki üzerinden şekillenmiştir. Ancak günümüzde bu ilişki zayıflamış, üretim kent yaşamının merkezinden uzaklaşarak ikinci hatta üçüncü planda kalan bir unsur haline gelmiştir.</p>



<p><strong>Bu durum, aslında sorunun kaynağını açıkça ortaya koymaktadır:<br></strong>Önceliklendirilmemiş bir alanda güçlü ve sürdürülebilir sonuçlar beklemek mümkün değildir.</p>



<p>Bugün “yenilikçi” olarak sunulan birçok uygulamanın kökeni de geçmişte aranabilir. Dikey tarım uygulamaları çoğu zaman ileri teknoloji ürünü olarak değerlendirilse de, ilhamını tarihsel örneklerden almaktadır. Bu noktada en çarpıcı referanslardan biri, antik dönemin simgesel üretim alanlarından biri olan Babil&#8217;in Asma Bahçeleri’dir. Bu örnek, üretimin yalnızca teknik bir mesele değil; aynı zamanda mekânsal tasarımın ve yaşam kültürünün bir parçası olduğunu göstermektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1300" height="956" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/babil1-scaled.jpg" alt="Babilin Asma Bahçeleri" class="wp-image-74639" title="Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 90" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/babil1-scaled.jpg 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/babil1-850x625.jpg 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" /><figcaption>Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 95</figcaption></figure>



<p>Bu da şu soruyu gündeme getirir:<br>Geçmişte mümkün olan bir üretim biçimi, bugün neden zor görünmektedir?</p>



<p>Bu sorunun cevabı çoğu zaman teknik yetersizliklerde değil, kentlerin değişen önceliklerinde yatmaktadır. Günümüz kentleri üretimden çok tüketime odaklanmakta; planlama kararları da bu doğrultuda şekillenmektedir. Üretim, planlama sürecinin kurucu bir bileşeni olmaktan çıkarak, çoğu zaman dışarıda bırakılan ya da sonradan eklemlenmeye çalışılan bir unsur haline gelmiştir.</p>



<p>Oysa bugün sahip olunan teknoloji, planlama araçları ve uzmanlık bilgisi, üretimi yeniden kentle bütünleştirebilecek düzeydedir. Nitekim dünya genelinde sürdürülebilir şehircilik yaklaşımı çerçevesinde geliştirilen uygulamalar, kentsel tarımın farklı ölçeklerde ve farklı biçimlerde uygulanabilir olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>



<p>Bu çerçevede kentsel tarım, yeni bir arayıştan çok, unutulmuş bir bilginin günümüz koşullarında yeniden yorumlanması olarak okunmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Türkiye Bağlamı ve Potansiyel</strong></h2>



<p>Bu noktada Türkiye’ye bakmak önemli bir perspektif sunar.</p>



<p>Ülkemizde kentsel tarım çoğu zaman yalnızca metropoliten alanlara özgü bir uygulama gibi değerlendirilmekte; Anadolu kentlerinin potansiyeli göz ardı edilmektedir. Geniş tarım alanlarına sahip kentlerde, üretimin zaten kırsalda yapıldığı düşüncesi, kentsel ölçekte üretimin planlama sürecine dahil edilmesini gereksiz bir adım olarak göstermektedir.</p>



<p>Ancak bu yaklaşımın karşısında güçlü bir örnek bulunmaktadır: <a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3281227" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">Hevsel Bahçeleri.</a></p>



<p>Yüzyıllardır varlığını sürdüren bu alan, kentsel tarımın bu coğrafya için yabancı bir kavram olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Kentle iç içe geçmiş üretim alanları, yalnızca gıda üretimi değil; aynı zamanda ekolojik, ekonomik ve kültürel sürekliliğin de bir parçası olmuştur.</p>



<p><strong>Bu örnek, kentsel tarımın bir “yenilik” değil; aslında unutulmuş bir pratik olduğunu göstermektedir.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="428" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/135278-05D5AF1AE6216E4BC6149C3A3EAB5B5D9524C177-0.jpg" alt="Hevsel Bahçeleri" class="wp-image-74647" style="width:800px;height:auto" title="Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 91"><figcaption>Kentler Neden Üretmiyor? Kentsel Tarım Bir Çözüm mü? 96</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Planlama ve Mevzuat Boyutu: Tanımsız Bir Alanın Sınırları</strong></h2>



<p>Kentsel tarımın bir fikir olmaktan çıkıp uygulanabilir bir planlama aracına dönüşebilmesi, yalnızca tasarım yaklaşımlarıyla değil; aynı zamanda planlama sistemi ve mevzuat çerçevesiyle doğrudan ilişkilidir. Çünkü bir kavramın kentte yer bulabilmesi, öncelikle hukuki ve planlama dilinde karşılık bulmasına bağlıdır.</p>



<p>Türkiye’de mevcut planlama sistemi incelendiğinde, en dikkat çekici sorunlardan biri kentsel tarım kavramının mevzuatta doğrudan ve açık bir şekilde tanımlanmamış olmasıdır. Planlama araçları; konut, ticaret, sanayi ve sosyal donatı alanlarını ayrıntılı biçimde tanımlarken, üretim faaliyetlerini çoğunlukla kentsel sistemin dışında, “tarım alanı” başlığı altında ve kırsal bir kullanım olarak ele almaktadır.</p>



<p>Bu yaklaşım, üretimi mekânsal olarak kent dışına iterken; kentsel ölçekte üretim yapılabilme ihtimalini de planlama sisteminin dışında bırakmaktadır.</p>



<p>Oysa mevcut mevzuat incelendiğinde, kentsel tarımı dolaylı olarak destekleyebilecek bazı araçların var olduğu da görülmektedir. Açık ve yeşil alanlar, parklar, rekreasyon alanları, hatta bazı durumlarda sosyal donatı alanları, uygun planlama kararlarıyla üretim faaliyetlerine entegre edilebilecek potansiyeller barındırmaktadır. Ancak bu alanların hiçbirinde üretim, tanımlı ve öncelikli bir işlev olarak yer almamaktadır.</p>



<p>Bu durum önemli bir çelişkiyi ortaya koyar:<br>Kentsel tarım fiilen mümkünken, planlama dili içinde “tanımsız” kalmaktadır.</p>



<p>Dolayısıyla sorun yalnızca alan eksikliği değildir. Asıl sorun, üretimin kentsel bir işlev olarak kabul edilmemesidir.</p>



<p>Bu tanımsızlık, uygulamada da kendini açıkça göstermektedir. Kentsel tarım girişimleri çoğu zaman bireysel çabalar, yerel yönetimlerin sınırlı projeleri ya da geçici uygulamalar olarak kalmakta; plan kararlarına yansıyan, sürekliliği olan bir sistem haline gelememektedir. Bu da kentsel tarımı sürdürülebilir bir model olmaktan uzaklaştırmaktadır.</p>



<p>Oysa planlama disiplini, yalnızca mevcut kullanımları düzenleyen değil; aynı zamanda yeni mekânsal ilişkiler kurabilen bir araçtır. Bu bağlamda kentsel tarımın planlama sürecine dahil edilmesi, yalnızca yeni bir fonksiyon eklemek anlamına gelmez. Aynı zamanda üretim, tüketim ve mekân arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak anlamına gelir.</p>



<p>Bu noktada uluslararası örnekler önemli bir referans sunmaktadır. Özellikle yukarıda bahsettiğim Oosterwold modeli, üretimin planlama sürecine sonradan eklenen bir unsur değil; doğrudan yerleşim kararlarını belirleyen bir bileşen olarak tanımlanabileceğini göstermektedir. Bu tür yaklaşımlar, planlama sisteminin üretimi dışlayan değil, üretimle birlikte kurgulanan bir yapıya dönüşebileceğini ortaya koymaktadır.</p>



<p>Türkiye özelinde ise bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için öncelikle kavramsal bir kabul gerekmektedir. Kentsel tarımın, planlama mevzuatı içinde açık bir şekilde tanımlanması; kullanım kararları içinde yer bulması ve farklı ölçeklerde uygulanabilirliğinin belirlenmesi gerekmektedir.</p>



<p>Bu doğrultuda;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kentsel tarımın imar planlarında ayrı bir kullanım türü olarak tanımlanması,</li>



<li>Açık ve yeşil alan standartlarının üretimle birlikte yeniden ele alınması,</li>



<li>Mahalle ve kent ölçeğinde üretim alanlarının plan kararlarına entegre edilmesi,</li>



<li>Yerel yönetimlere bu konuda daha esnek ve yönlendirici yetkiler verilmesi</li>
</ul>



<p>gibi adımlar, bu alanın planlama içinde görünür hale gelmesini sağlayabilir.</p>



<p>Sonuç olarak, kentsel tarımın önündeki en büyük engellerden biri fiziksel değil; kurumsal ve kavramsaldır. Üretim, planlama sisteminde yer bulmadığı sürece, kent içinde kalıcı ve etkili bir biçimde varlık göstermesi mümkün değildir.</p>



<p>Bu nedenle mesele, yalnızca “nerede üretim yapabiliriz?” sorusu değil;<br><strong>“üretimi planlamanın neresine koyuyoruz?”</strong> sorusudur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç: Bir Tercih Meselesi</strong></h2>



<p>Bu noktada yeniden dönüp aynı soruyu sormak gerekiyor:<br><strong>Şehirleri sadece yaşamak için mi planlıyoruz, yoksa yaşatmak için mi?</strong></p>



<p>Çünkü bir kenti sürdürülebilir kılan yalnızca büyümesi değil, aynı zamanda üretme kapasitesidir. Üreten şehirler; daha esnek, daha dayanıklı ve dışa daha az bağımlı yapılardır. Ancak bugün geldiğimiz noktada üretim, planlama sisteminin merkezinde değil; çoğu zaman dışında konumlandırılmaktadır. Bu durum, kentsel tarımın bir potansiyel olarak kalmasına, ancak sürekliliği olan bir kentsel politika haline gelememesine neden olmaktadır.</p>



<p>Dolayısıyla mesele yalnızca kentsel tarımın uygulanabilirliği değildir.<br>Asıl mesele, üretimin planlama ve mevzuat içinde nasıl tanımlandığı ve nerede konumlandırıldığıdır.</p>



<p>Kentsel tarım, kentlerin üretimle yeniden ilişki kurması için güçlü bir fırsat sunmaktadır. Ancak bu fırsatın gerçeğe dönüşmesi, yalnızca iyi niyetli uygulamalarla değil; planlama kararlarının ve mevzuatın bu doğrultuda dönüşmesiyle mümkün olacaktır. Üretim, planlama sisteminde tanımlı ve öncelikli bir yer bulmadığı sürece, kent içinde kalıcı ve etkili bir biçimde varlık göstermesi zor görünmektedir.</p>



<p>Bu nedenle mesele, üretimi tamamen geri getirmekten çok;<br><strong>üretimi yeniden tanımlamak ve kentsel sistem içinde görünür kılmaktır.</strong></p>



<p>Çünkü tarih bize açıkça göstermektedir ki, kentleri doğuran ve biçimlendiren temel unsur üretimin kendisidir.</p>



<p>Ve belki de bu tartışmayı en iyi özetleyen düşünce hâlâ geçerliliğini korumaktadır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="is-style-alert-2 has-medium-font-size">“Efendiler, kılıçla fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara neticede terk etmeye mahkûmdur… Kılıç sallayan kol yorulur, fakat saban kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün toprağa daha çok sahip olur.”<br>— Mustafa Kemal Atatürk</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>KAYNAKÇA</strong></h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ankara Kalkınma Ajansı, Kentsel Tarım Strateji Belgesi, (2025).</li>



<li>Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı, Kent İçi Tarım Uygulamaları Araştırma Raporu (2025).</li>



<li>Efe, M. (2003). Kentsel Tarım ve Şehir Planlamaya Entegrasyonu, Şehir ve Bölge Planlama &nbsp;&nbsp;Bölümü, Dokuz Eylül Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, İzmir.</li>



<li>Kanbak, A.G. (2018), Endüstriyel Tarımın Ekolojik Krizine Karşı Kentsel Tarım Bir Çözüm Olabilir Mi?, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi</li>



<li>Kayasü, S., Durmaz, B. (2021).&nbsp; Türkiye’de Kentsel Tarımın Yapısal ve Oluşumsal Çerçevesi, İdealkent Dergisi, 12 (34).</li>



<li>Koç, H. (2003). Daha Yaşanabilir Yerleşmeler Arayışında Kentsel Tarım, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Dokuz Eylül Üniversitesi Yüksek lisans Tezi, İzmir.</li>



<li>Menteş, Y. (2019). &nbsp;Sürdürülebilir Kentsel Gelişimin Sağlanmasında Kentsel Tarım Deneyimleri, “Türkiye İçin Öneriler” Yüksek Lisans Tezi, İnönü Üniversitesi, Malatya.</li>



<li>Tandoğan. O., Özdamar. E.G. (2022). Kentsel Tarımın Tarihsel Süreç İçinde Değişimi, İdealkent Dergisi.</li>



<li>Aydoğdu. R., Koç. C. (2023). Hevsel Bahçeleri’nin Kentsel Tarım Alanı Olarak Değerlendirilmesi, ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Derneği, Dicle Üniversitesi, Diyarbakır.</li>



<li>Keskin, N., Yıldırım, C. Kentin ve Kentte Yaşamın Tarımla Dönüşümü.</li>



<li>https://www.mvrdv.com/projects/32/almere-oosterwold</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/kentler-neden-uretmiyor-kentsel-tarim-bir-cozum-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehrin Provası; Mekânın Terziliğine Dair Bir Manifesto</title>
		<link>https://www.peyzax.com/sehrin-provasi-mekanin-terziligine-dair-bir-manifesto/</link>
					<comments>https://www.peyzax.com/sehrin-provasi-mekanin-terziligine-dair-bir-manifesto/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hümeyra Yılmaz Yurdakul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 11:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir ve Bölge Planlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.peyzax.com/?p=74971</guid>

					<description><![CDATA[<div><img width="1300" height="975" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/1776713478798777283.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="1776713478798777283" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/1776713478798777283.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/1776713478798777283-850x638.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Şehrin Provası; Mekânın Terziliğine Dair Bir Manifesto 98"></div>Tasarım dünyasında ölçekler değişse de hayalin fiziksel mekân ile mücadelesi hiç değişmez. Bir bina, mahalle ya da şehir planlanırken pek çok değişken dikkate alınarak topografyanın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img width="1300" height="975" src="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/1776713478798777283.png" class="attachment-medium size-medium wp-post-image" alt="1776713478798777283" style="margin-bottom: 15px;" decoding="async" srcset="https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/1776713478798777283.png 1300w, https://www.peyzax.com/wp-content/uploads/2026/04/1776713478798777283-850x638.png 850w" sizes="(max-width: 1300px) 100vw, 1300px" title="Şehrin Provası; Mekânın Terziliğine Dair Bir Manifesto 99"></div>
<p><span style="font-weight: 400;">Tasarım dünyasında ölçekler değişse de hayalin fiziksel mekân ile mücadelesi hiç değişmez. Bir bina, mahalle ya da şehir planlanırken pek çok değişken dikkate alınarak topografyanın eşsiz kucağına oturtulmak istenir. Her şeyden önce mekânın analizi yapılır ve nihayet zihnimizdeki tasarım eskizlere dökülür. Eskizlerin haritalara dönüştüğü o ilk anda, bir şehir plancısının masasına serdiği devasa paftalar ile bir terzinin tezgahına yaydığı ham kumaş, aslında aynı soruyu sorar: </span><i><span style="font-weight: 400;">Bu yüzey, yaşayan bir bedene nasıl uyum sağlar?</span></i></p>



<p><span style="font-weight: 400;">Çoğu zaman şehri cansız bir doku ve asfalttan ibaret, statik bir yapı sanırız. Oysa şehir; tıpkı üzerimizdeki kıyafetler gibi esneyen, bazen dar gelen ve sürekli provaya ihtiyaç duyan dinamik bir kentsel tekstildir</span><b>. </b></p>



<p><span style="font-weight: 400;">Dünya haritasına bir plancı titizliğiyle baktığımızda, bu uyumun ikonik &#8216;kesimlerini&#8217; görebiliriz: Paris, Haussmann’ın rasyonel makas darbeleriyle kesilmiş, geniş bulvarların birer dikiş hattı gibi şehri disipline ettiği kusursuz bir <strong>&#8216;Haute Couture&#8217;</strong></span><sup data-fn="e5bb436f-a110-4014-940e-49b76b016c02" class="fn"><a id="e5bb436f-a110-4014-940e-49b76b016c02-link" href="#e5bb436f-a110-4014-940e-49b76b016c02">1</a></sup><span style="font-weight: 400;"> silüeti sunar. Bu <strong>&#8216;yüksek terzilik&#8217;</strong> örneğinde şehir, rastgele bir konfeksiyon ürünü gibi değil; her meydanı ve her aksı o kentin karakterine özel, adeta el işçiliğiyle dikilmiş bir sanat eseridir.</span></p>



<p><span style="font-weight: 400;">Amsterdam ise suyun üzerine bir &#8216;dantel&#8217; gibi işlenmiş, kanalların zarif birer dikiş hattı gibi kentsel parçaları birbirine bağladığı bir başka hassas işçilik harikasıdır. Kendi coğrafyamıza döndüğümüzde ise Mardin, bir dağ yamacına taşa işlenmiş ‘güpür dantel&#8217; gibi yükselir; her bir taş ev, topografyanın üzerinde fire vermeyen birer motif duruşundadır. Safranbolu ise sokakların, bir kumaşın doğal lifleri gibi aktığı, her yapının nefes aldığı o naif &#8216;müslin&#8217; dokusunu anımsatır. Bu şehirler bize şunu kanıtlar: Mekânın terziliği, sadece binaları dikmek değil; o toprağın kültürüyle, malzemesiyle ve ruhuyla uyumlu bir <strong>&#8220;yaşam kumaşı&#8221;</strong> dokumaktır.</span></p>



<h2 class="wp-block-heading ql-align-justify"><b>Topografya: Arazinin Bedeni ve Formun Uyumu</b></h2>



<p><span style="font-weight: 400;">Bir terzi için en büyük rasyonellik, kumaşı üzerine dikeceği bedenin anatomisine sadık kalmaktır. Şehir plancısı için de topografya, üzerine tasarımın inşa edileceği o &#8220;yaşayan gövdedir&#8221;. Bir plancı olarak toprağa baktığımızda gördüğümüz eş yükselti eğrileri, aslında doğanın bize sunduğu topografik eşikler; yani omuz çizgileri, bel kavisleri ve eklem noktalarıdır. Eğer bu doğal anatomiyi yok sayıp araziye kazı-dolgu gibi sert makas darbeleriyle müdahale ederseniz; tasarımınız toprağın üzerinde bir &#8220;potluk&#8221; yaratır. Tıpkı San Francisco’nun dik yokuşlarına inatla giydirilen o meşhur ızgara planı gibi; sert ve esnemeyen bir denim kumaşın, kıvrımlı bir bedene zorla giydirilmesi kenti yorar.</span></p>



<p><span style="font-weight: 400;">Oysa mekânın terziliğinde ilke, <strong>deterministik</strong></span><sup data-fn="15915556-223a-41e2-9836-f3e2833f4ef9" class="fn"><a href="#15915556-223a-41e2-9836-f3e2833f4ef9" id="15915556-223a-41e2-9836-f3e2833f4ef9-link">2</a></sup> <span style="font-weight: 400;">bir yaklaşımı zanaatla birleştirmektir: Arazinin kotlarını, vadilerini ve sırtlarını tasarımın sınırları değil, rehberleri olarak kabul etmek. Toprağın anatomisine uyan bir kesim, kentsel dokuda sadece estetik bir akış sağlamaz; aynı zamanda tasarımın rasyonel olarak da yere sağlam basmasını sağlar.</span></p>



<h2 class="wp-block-heading"><b>Kentsel Patchwork: Kentsel Morfolojide &#8220;Doku Nakli&#8221;</b></h2>



<p><span style="font-weight: 400;">Şehir, tek bir elden çıkmış pürüzsüz bir kumaş topu değil; farklı dönemlerin ve işlevsel ihtiyaçların birbirine eklemlendiği devasa bir 40 yama (patchwork) çalışmasıdır. Kentsel dönüşüm ise şehrin yıpranan yerlerine yapılan bir &#8220;yama&#8221; operasyonudur. Fakat buradaki en büyük tehlike; eski mahalle dokusunun o yumuşak &#8220;pamuklu&#8221; karakterini söküp, yerine nefes almayan ve esnemeyen bir &#8220;sentetik astar&#8221; (yüksek yoğunluklu yapı adaları) dikmektir.</span></p>



<p><span style="font-weight: 400;">Dikiş tekniğiyle baktığımızda, bu durum kentsel kumaşın büzülmesine ve dikiş yerlerinden yırtılmasına neden olur. Başarılı bir kentsel dönüşüm, sadece eskiyi atıp yeniyi dikmek değil; yeni parçanın eski dokuyla kuracağı o mikro-geçiş alanlarını (kentsel ara yüzleri) tasarlamaktır. Yeni dikilen yama, kentin geri kalanıyla birlikte hareket edebilmeli, ona yük olmamalıdır. Bir plancının görevi, bu devasa patchwork’te ipek ile denimi, kadife ile keteni öyle bir ustalıkla birleştirmektir ki; ortaya çıkan kentsel kompozisyon hem kolektif belleği korusun hem de geleceğin formuna uyum sağlasın.</span></p>



<h2 class="wp-block-heading"><b>Yeşil Biyeler: Ekolojik Koridorlarla Kentsel Sökülmeyi Durdurmak</b></h2>



<p><span style="font-weight: 400;">Bir kumaşın kıyafete dönüşmesi elbette giyilmesi için yeterli değildir. Form tamamlanmış olsa da, bir tasarımın ömrünü ve zarafetini belirleyen asıl detaylar gizli dikişlerde ve kenar bitişlerinde saklıdır. Bir kumaşın en zayıf noktası, kesilmiş ve açıkta bırakılmış ham kenarlarıdır; eğer doğru şekilde tamamlanamazsa ilmek ilmek sökülmeye başlar dikişler.</span></p>



<p><span style="font-weight: 400;">Dikiş sanatında biye; kumaşın ham kenarlarını kapatan, iki farklı dokuyu birbirine nazikçe bağlayan ve kıyafete mukavemet katan o ince şerittir. Sert ve yoğun yapılaşmış bölgeleri, tarihi dokunun zarafetine doğrudan dikmeye kalktığınızda kumaşı büzersiniz; oysa araya yerleştirilen bir yeşil hat, bu iki farklı dünyayı birbirini yıpratmadan kavuşturur. Aynı zamanda şehir, çeperlere ulaştığında bu koridorlar kenarları bir &#8220;overlok</span><b>&#8220;</b><span style="font-weight: 400;"> titizliğiyle temizler; kentin doğaya plansızca saçaklanmasını engelleyerek makroformu koruma altına alır. En sağlam dikiş, en sert olanı değil, en esnek ve en temiz bitirilmiş olanıdır.</span></p>



<h2 class="wp-block-heading">Hareket Payı: Kamusal Boşluk ve Esneklik</h2>



<p><span style="font-weight: 400;">Bir terzinin en büyük ustalığı, bedeni kumaşa hapsetmek değil; bedenin o kumaş içinde özgürce devinmesine izin verecek olan o görünmez &#8220;hareket payı&#8221;nı (ease) bırakmaktır. Şehir planlamada kamusal boşluk kavramı, kentin o vazgeçilmez hareket payıdır. Parklar, meydanlar ve yapıların arasına bırakılan o nefes alanları; tasarımın rasyonel esneklik paylarıdır.</span></p>



<p><span style="font-weight: 400;">Hareket payı bırakılmayan bir şehir, içine sıkışılmış dar bir korse gibi toplumu bunaltır ve en sonunda işlevini yitirip dikiş yerlerinden (sosyal donatı sınırlarından) patlar. Mekânın terziliğini yapan bir plancı, şehri boğacak bir zırh değil; kentin büyümesine ve insanın içinde özgürce nefes almasına imkân verecek bir &#8220;kentsel deri&#8221; tasarlar. Unutulmamalıdır ki</span> <span style="font-weight: 400;">yaşam, tasarımın o pay bırakılan boşluklarında filizlenir.</span></p>



<h2 class="wp-block-heading"><b>İğne Ardı ve Gelecek</b></h2>



<p class="ql-align-justify"><span style="background-color: transparent;"><span style="font-weight: 400;">Mekânın terziliği, cetvelin soğuk rasyonelliği ile parmak uçlarındaki o yaratım sızısını birleştirmektir. Şehir, bitmiş bir ürün değil; sürekli üzerine eklemeler yapılan, onarılan ve her gün yeniden &#8220;provaya&#8221; alınan</span><span style="font-weight: 400;">, </span><span style="font-weight: 400;">yaşayan bir dokudur. Biz plancılar, toprağın üzerine iğne ardı dikişlerle umudu, düzeni ve yaşamı işleyen görünmez terzileriz. Biliyoruz ki</span> <span style="font-weight: 400;">iyi dikilmiş bir şehir, nesiller boyu üzerimizde eskimeyen en kıymetli kıyafetimizdir.</span></span></p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Dipnotlar:</strong></p>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="e5bb436f-a110-4014-940e-49b76b016c02">Haute couture (yüksek dikiş/terzilik), Fransızca kökenli olup, kişiye özel ölçülerle, tamamen el işçiliğiyle ve en yüksek kaliteli malzemelerle hazırlanan sipariş üzerine dikim moda dalıdır. Paris merkezli, katı kurallara bağlı moda evleri tarafından üretilen bu tasarımlar, seri üretimden uzak, sanatsal ve benzersiz parçalardır. <a href="#e5bb436f-a110-4014-940e-49b76b016c02-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1">↩︎</a></li><li id="15915556-223a-41e2-9836-f3e2833f4ef9">Deterministik (belirlenimci), rastgeleliğe yer bırakmayan, belirli başlangıç koşullarına bağlı olarak her zaman aynı sonucu veren sistem veya yaklaşım türüdür. Süreçlerin sebep-sonuç ilişkisi içinde kesinlikle hesaplanabildiği, tesadüfe yer olmayan felsefi, fiziksel veya matematiksel modelleri ifade eder. <a href="#15915556-223a-41e2-9836-f3e2833f4ef9-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 2">↩︎</a></li></ol>


<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.peyzax.com/sehrin-provasi-mekanin-terziligine-dair-bir-manifesto/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
