1. Anasayfa
  2. TASARIM
  3. Çocuk

95 Cm’den Kenti Okuyabilmek

95 Cm’den Kenti Okuyabilmek
0
Reklam Sponsoru

Kenti çoğu zaman “yukarıdan” görüyoruz. Haritadan, plandan, ekrandan… Bir de hayatın içinden: direksiyonun arkasından, kaldırımın ortasından, yetişkin göz hizasından. Her şeyin bir adı var, bir ölçüsü var, bir açıklaması var. Ama işin gerçeği şu: Şehir dediğimiz şey, empati yaparak anlaşılır. Ve çocuk bedeni, şehrin içinde bambaşka bir dil konuşur.

Ben bunu ilk kez gerçekten fark ettiğimde bir sunum hazırlamıyordum, bir tez yazmıyordum. Oğlumla yürüyordum. Elim onun elindeydi; ben hızlı yürümeye alışığım, o değil. Ben “şuradan geçeriz” diye kestirip atıyorum, o ise her şeyi tek tek görüyor. Kolundan hızlıca tutup çektiğim oğlumun yavaşlığından şikayet ederken, annesi beni uyarıyordu. Onu izlemeye başladım.. Bir kaldırım taşı yüksekliğine takılıyor gözü, kaldırımı sökülmüş bir yüzeyde oluşan su birikintisine baba önümüzde havuz var diyor, bir ağacın gövdesi arkasına saklanıyor, rüzgârın ağaçlarda çıkardığı sesi dikkatlice dinliyor. Benim için sıradan olan şey; onun için bazen küçük bir macera, bazen de küçük bir korku.

blank
95 Cm’den Kenti Okuyabilmek 4

“95 cm” lafı burada benim için bir sayı olmaktan çıkıyor. Bir çocuğun dünyaya baktığı yükseklik… Bel hizası. Oradan bakınca şehir bir anda değişiyor. Bizim “dar” dediğimiz yer, onun için fazla geniş ve savrulmalı olabiliyor. Bizim “güvenli” dediğimiz kaldırım, ona sanki yol üzerinde yürüyormuş hissi veriyor. Bizim “bağlantı yolu” dediğimiz yer, onun için aşılması zor bir nehir gibi. (Bkz: Urban95)

İnsan şunu anlıyor: Çocuk, şehri sadece “mantıkla” değil, biraz da duyularla okuyor. Sesle, titreşimle, ışıkla, kayganlıkla, kokuyla, sertlikle… Mesela ben bir yoldan geçerken sadece trafik akıyor mu diye bakıyorum. Oğlum bazen “Arabalar çok sinirli” diyor. Teknik bir cümle değil ama doğru. Çünkü onun bedeninde hız ve gürültü birleşince “sinirli” oluyor. Bazı yerlerde ışık gözünü alıyor, bazı yerlerde rüzgâr tokat gibi çarpıyor. Kışın özellikle, sertleşen zemin, buz tutan köşeler, suyun birikip gece donduğu çukurlar… Yetişkinin hızını kesmeyen şeyler, çocuğun cesaretini kesebiliyor.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Ankara'nın Parkları: Görülmeye Değer 5 Kent Parkı

Bir de şu var: Biz yetişkinler şehri genelde “tamamlanmış” bir şey sanıyoruz. Çocuk öyle sanmıyor. Çocuk için duvar sınır değil; tırmanma fikri. Su birikintisi problem değil; deney. Kaldırım taşları çizgi değil; denge oyunu. Çocuk, şehrin içindeki ihtimalleri sürekli yokluyor. Belki de bu yüzden, çocukla yürürken insanın içi bir garip oluyor: Şehir bir yandan canlı, çağıran bir yer; bir yandan da tuhaf biçimde sert, “dokunma” diyen bir yer.

blank
95 Cm’den Kenti Okuyabilmek 5

Burada iş dönüp dolaşıp şu soruya geliyor: Şehri kim için “normal” sayıyoruz? Normal yürüyüş hızı kiminki? Normal adım boyu kiminki? Normal görüş açısı kiminki? Biz planlarda, projelerde, hatta günlük kararlarımızda çoğu zaman kendi bedenimizi ölçü kabul ediyoruz. Sonra da çocuklar için ayrı bir köşe yapıp vicdanımızı rahatlatıyoruz: “Oyun alanı var ya…” Oysa mesele sadece oyun alanı değil. Çocuğun gün içinde yürüdüğü kaldırım, geçtiği köşe, beklediği durak, okulun önü, markete giden yol… Hayatın asıl sahnesi orası.

Bunu yazarken aklıma sık sık şu görüntü geliyor: Bir yaya geçidinde bekliyoruz. Ben otomatik şekilde yolu kontrol ediyorum, “tamam geç” der gibi davranıyorum. Oğlum benden önce göz teması arıyor. Sürücüye bakıyor, sürücünün onu fark edip etmediğini anlamaya çalışıyor. Çocuk için güven bazen işaret levhasında değil; görülmekte. Birinin “seni fark ettim” demesinde. Bu kadar basit, bu kadar insani.

Peki biz bu 95 cm meselesini sadece bir slogan gibi mi konuşacağız? Benim içim buna pek el vermiyor. Çünkü sahada şunu görüyorsunuz: Bazen büyük projeler değil, küçük düzeltmeler hayat kurtarıyor. Bir mazgalın aralığı, bir bordürün yüksekliği, bir köşenin görüş açısı, bir tabelanın yeri… Bunlar “detay” gibi geçiliyor ama çocuğun yürüyüşünde koca bir engel olabiliyor.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Ahşap Neden Korunur? Ahşap Koruma Yöntemleri Nelerdir?

Tasarımcı “ben bunu çizdim” dediği şeye bir de aşağıdan bakınca… Bazı şeyler gereksiz sert görünüyor. Bazı formlar gereksiz büyük. Bazı çözümler “güvenli” olmak isterken korkutucu bir şeye dönüşmüş. Yetişkin aklı bazen büyük jestleri sever: geniş açıklıklar, sert sınırlar, yüksek elemanlar… Çocuk ise büyük gösteriden çok, tutarlı küçük devamlılıklar istiyor. Aynı genişlikte devam eden kaldırım, sürpriz yapmayan bir köşe, tekrar eden bir aydınlatma, kaygan olmayan bir zemin… Bu tekrar, bizim sandığımız gibi sıkıcılık değil; çocuğun dilinde “tahmin edebilmek” demek. Tahmin edebilmek de güven demek.

Bu noktada bir itiraz geliyor: “Her yeri çocuk için yaparsak yetişkine dar gelmez mi?” Bunu anlıyorum, çünkü şehir zaten çıkarların çarpıştığı bir yer. Ama şöyle bir gerçek var: Çocuk için iyileştirdiğiniz şeylerin çoğu, yetişkine de iyi geliyor. Trafiğin sakinleşmesi, geçişlerin daha anlaşılır olması, gölgenin artması, oturma yerlerinin daha erişilebilir olması, gürültünün azalması… Bunlar kimseyi küçültmüyor. Tam tersine, şehir biraz daha yaşanılır hale getiriyor. En kırılgan olana yer açınca, herkes nefes alıyor. Bu sanki hayatın genel kuralı gibi.

blank
95 Cm’den Kenti Okuyabilmek 6

Çocukla konuşunca, “katılım” dediğimiz şeyi de başka türlü anlıyorsunuz. Çocuğa plan gösterip “beğendin mi?” demek gereksiz bir uğraştan ya da göstermelik bir varoluştan başka birşey değil. Ama “Okula giderken nerede koşuyorsun?”, “Şehirde seni neler korkutuyor?”, “Bu bankın yanında durunca ne yapmak geliyor içinden?” dediğinizde bir anda çok net cevaplar geliyor. Çocuk, mekânı bir “çizim” olarak değil, bir “sahne” olarak anlatıyor. O sahnede nerede hızlanıyor, nerede çekiniyor, nerede oyuna dönüyor… İşte asıl bilgi bu.

Bütün bu anlatı, benim için dönüp dolaşıp peyzajda çok sevdiğim bir ifadeye bağlanıyor: “Alanı okumak.” Ben bu yazıda o okumayı biraz daha aşağıdan, biraz daha yavaş, biraz da daha kalpten yapmayı öneriyorum. 95 cm’den bakınca şehir bir anda yalnızca çocuğun meselesi olmuyor; hepimizin meselesi oluyor. Çünkü şehir, en küçük kullanıcıya yer açtığında gerçekten büyüyor. Büyümek dediğim gökdelen değil; incelmek, yumuşamak, dikkat kesilmek… Bir şehrin olgunluğu biraz da buradan belli oluyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir