Hızlı Git
Sahi, gerçekten Kır ve Kent nerede buluşur? Nerede birbirlerinden keskin sınırlarla ayrılırlar? Her zaman gerek akademik konularda gerek sosyal hayatta fazlaca kullandığımız bu kelimeler gerçek yaşamda birbirlerine nasıl temas ederler? Ya da nerelerde ayrılırlar? İlişkileri birbirleri ile girift bir hal alır mı yoksa sert bir şekilde ayrımlar mı vardır bu yazımızda bunların cevabını ararken kavramsal olarak anlamları üzerinde de duracağız. Belki de bazı bilgilerimiz yerini bambaşka anlamlara ve kavramlara bırakır.
Giriş
Günümüzde Kır ve Kent tanımlarının farklılaşması ve yerleşme tiplerinin yeniden tanımlanması, aradaki keskin çizginin bulanıklaşmasına, yeni kentleşme tiplerinin yanı sıra kırsal alanda da yoğun nüfus hareketliliklerine, kesintisiz yapılaşmaların ve yeni mekânsal oluşumların ortaya çıkışına, sermaye büyüklükleri ve hareketlerine, üretim aktivitelerindeki yoğunluk ve hareketlilik gibi süreklilik arz eden kriterlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bölgesel farklılıkların yanı sıra, toplumsal yapılanmalarla bölge içinde alanlar düzeyindeki farklılaşmalar da kır ve kentin yeni yerleşme ve tanımlanmasında etkili olmaktadır.
Bu tanımlamaların yenilenmesi sürecinde ekolojik ekonomik ve sosyal bakımdan özellikleri ele alınmaktadır. Eko-eleştirel kuram bu bağlamda hem ilişkileri hem de ekolojik çerçeve başlığı altında irdelemektedir.

Kent Kavramı
Kent yalnızca insan tarafından üretilen yapay bir doğa parçası ya da mekânsal olarak coğrafi bir alan olmanın ötesinde; insan ilişkilerinin biçimlendiği, hem toplum hem de birey ölçeğinde sosyo-psikolojik dönüşümlerin yaşandığı, uzmanlaşmış bir işbölümüne dayalı sanayi üretiminin yapıldığı, heterojen ve yoğun bir nüfus yapısına sahip, farklı kültür ve değerlerin bir arada bulunduğu yerleşim alanlarıdır. Tüm bu özellik ve halleriyle kent soyut bir nesne değil, toplumsal bir olgudur(Park ve Burgess, 2015: 44/ Lefebvre, 2015: 29).
Sosyal bilimcilere göre kent kentsel alanda yaşayan bireylerin birbirleri ile karşılıklı olarak etkileşimleri sonucunda ortaya çıkan ve zamanla birlikte canlılığını sürdüren bir ilişkiler yumağıdır (Helle,1996: 71).
Tatlıdil (1994:385 ) kent kavramına mekânsal açıdan yaklaşarak kenti “ birbirine benzemeyen yaşam biçimlerine sahip insanların aynı yerleşim alanında diğer yaşam biçimlerini kabullenerek yaşayabildiği mekanlar “ olarak tanımlamaktadır .Benzer şekilde , kentler insan yaşantısının oldukça uzun bir kısmına ortaklık eden mekânsal açıdan yaklaşarak kenti “ birbirine benzemeyen yaşam biçimlerine sahip insanların aynı yerleşim alanında diğer yaşam biçimlerini kabullenerek yaşayabildiği mekanlar” olarak tanımlamaktadır .
Kentin Özellikleri

Mauiner’e göre kentin tanımı, morfolojik, fonksiyonel ve karma özelliklerine göre yapılması mümkündür.
Kentin morfolojik özellikleri, kır kent ayrımında kentin nüfusunun çokluğu, surlar ve kalelerle çevrili bir yerleşime sahip olduğu, doğum oranlarının azlığı ve evlilik oranlarının çokluğu. Ancak Mauier’e göre bu özellikler kenti tanımlamak için yeterli değildir.
Kentin fonksiyonel özellikleri, zanaat, endüstri, ticaret, hukuk fonksiyonları olan ve yerel yönetim yapısına sahip olmak.
Kentin karma özellikleri (fonksiyonlar ve yerler) ise kaleler, surlar, kiliseler, ticaret merkezi, dini bir merkez ve savaşlarda sığınılacak güvenli bir alan ve geçimi sağlayabilecek bir ticari özelliğe sahip yerleşim yerleri.(Ayda Yörükan, Şehir Sosyolojisinin Teorik Temelleri, 14-17; Hüseyin Bal, Kent Sosyolojisi, 23-24)
Kentsel Saçaklanma
Kentsel saçaklanma kavramı, kentlerin kırsal alanlara doğru yayıldığı, nüfus yoğunluğunun düşük olduğu, ulaşım problemlerinin yaşandığı ve sosyal sermayenin düşük olduğu alanlar olarak tanımlanmaktadır. Kendine özgü niteliklere sahip bu alanlara ilişkin, sosyal, fiziksel, ekonomik ve yasal boyutlarına yönelik yapılacak bilimsel çalışmalar, ne kentsel alanlara yönelik yaklaşımlar ile ne de kırsal alanlara yönelik yaklaşımlarla değerlendirilemez. Kendine özgü niteliklere sahip ve her bölgede farklılıklar gösterecek olan “Kentsel Saçaklanma” alanlarına yaklaşımların, kendine özgü yöntemlerle gerçekleştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Metropoller kentleşme sürecinin sosyo-ekonomik bileşenlerinin mekânsal yığılma alanlarıdır. Sanayi devrimiyle birlikte sanayi ve hizmet sektöründe görülen gelişme, kentlerde niteliksel ve niceliksel dönüşüme/değişime neden olmuş ve bunların sonucunda geleneksel kentlerden metropoliten kentlere evrilen bir yapı ortaya çıkmıştır.
Ekonomik parametrelerin farklılaşmasıyla, özellikle imalat sanayinin büyük kentlerden kaçıp orta kentlere yerleşmesi, çalışılan yerle oturulan yerin birbirinden uzaklaşması sonucunda çevrede ALT KENT‘ler oluşmuştur. Yerleşimler daha geniş alanlara yayılmış ve bu yerleşimler arasında hareketli ilişkiler düzeni kurulmuştur.

Bu yapı metropolitenleşme olgusu olarak açıklanmıştır. Oluşan alt kentler (banliyöler/suburbler) konforları ve geçimleri için kent merkezlerine bağımlı olan küçük konut semtleri şeklinde tanımlanmıştır (Giddens, 2000; Kıray, 1998).
Kırsal Kavramı
Dünyada kentsel bölgelerde toplam dünya nüfusunun yaklaşık %54’ü insan yaşamaktadır. İnsanlar dünyanın farklı bölgelerinde ve farklı yaşam şekillerinde yaşamaktadır. Coğrafi konum, iklim koşulları, eğitim ve ekonomi orada yaşayan bireylerin yaşam tarzı üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Mevcut kaynaklar ve o bölgenin bitki ve hayvan varlığı bireylerin mesleklerini ve dolayısıyla yaşam koşullarını etkilemektedir.(Armağan,2018).

Şehirlerin dışında kalan ve genellikle yerel halkın tarım ve çiftlik etkinliklerinin ağırlıklı bir şekilde yapıldığı alanları içeren, değişik isimlerle (köy, mezra)adlandırılan yerleşim yerlerine kırsal alan denir.

Yine tanımlar uluslar arasında değişmektedir. Kırsal alanlar kentliler kadar kalabalık değildir. Nüfus oldukça azdır. Kentsel şehirlerdekilerin aksine, kırsal alanlardaki evler geniş alanlara sahiptir .Kirlilik seviyeleri, daha az taşıt nedeniyle ve çok daha düşüktür. Kırsal yaşam nispeten yavaş ve kentsel yaşama göre daha barışçıldır. Kırsal alanlardaki sosyo-ekonomik koşullar kentsel alanlara oranla daha zayıftır, (Armağan,2018).
Değişen Kır ve Kent Olgusu
Bir ülkenin sınırları içinde kentte meydana gelen değişimler kırsal alanı etkilerken (Leon,2005:303), aynı şekilde kırsal alandakiler de kenti etkilemektedir. Bu nedenle, yalnızca kentle veya yalnızca kırsallıkla ilgili görülebilecek sorunlar azalırken, kentsel sorunlar aynı zamanda kırsal alan sorunları da olmaya (Keleş, 2006) ve yalnızca kır sorunları olarak görülen konular da kentin ilgi alanlarına girmeye başlamıştır (Kayıkçı,2005). Kırsallık, çok farklı mekanlardaki aktör, grup ve yapılarla karşılıklı ilişkileri neticesinde anlam kazanırken, en önemli ilişkileri kentle etkileşimde kazanmaktadır.
Küresel ve ülkesel ölçekte meydana gelen değişimler neticesinde kır ve kentin yeniden tanımlanma ihtiyacı ortadadır. Kırsal ve kentsel alanların bütünleşmesi neticesinde ortaya çıkan bölgeler tanımlanmakta, kır kent bütünleşmesinde Periferileşme‘nin önemi görülmektedir.

Kırsal ve kentsel alanlar arasındaki ilişkiler dünyanın hemen her yerinde değişmektedir. Ülkelerde artık yalnızca kentsel ve kırsal arazi kullanımları da ilişkilerde tek belirleyici değildir.
Daha ziyade giderek birbirine bağlı göç, yerleşim kalıpları, üretim biçimleri, kentsel banliyöler, kırsal sınıflaşmalar gibi bir dizi topluluk ilişkisi de değişmede etkili olmaktadır. (Mylott, 2009:1)
Ekoeleştiri Kuramı
İnsan merkezci, sömürgeci zihniyetin insanı da kapsayacak biçimde tüm evren için ne denli büyük bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken ve insanla doğa arasındaki farklılığı yok eden eko-eleştiri kavramı ilk olarak 1978 yılında William Ruekert’in yazdığı “Literature and Ecology” (Edebiyat ve Ekoloji) adlı makalede göze çarpmaktadır. Dünya üzerindeki yaşamı, insan merkezliliğin dışında bütüncül bir ekosistem olarak tanımlayan eko-eleştiri kuramında insanın kendisini doğanın hâkimi olarak tanımlamaktan vazgeçip onunla uyumlu bir şekilde yaşamaya başladığında varlığını sürdürebileceği vurgulanır. İnsan bu sistemin yöneticisi değil, hava, su, toprak, hayvanlar gibi kendine özgü bir parçasıdır.
EKO-ELEŞTİRİ, çok çeşitli yöntemlerden yararlanır. Buell (2005: 10)’e göre günümüzde evrimsel biyoloji, risk teorisi, fenomoloji, çevre etiği, feminist kuram, ekolojik din bilim, antropoloji, ruhbilim, koloni sonrası kuramı, çevresel adalet ve çevre tarihi gibi alanlar eko-eleştiriyi beslemekte, alan sürekli genişlemektedir (Akt. Özdağ ve Alpaslan, 2011).

Kuramsal anlamda edebiyat eserinde çevre sorunlarına bakış açısının varlığını araştıran ve sanatçıdan böyle bir sorumluluk beklentisinde olan ekoeleştirel yaklaşım, eklektik yapısı gereği hem fen bilimlerinin hem de sosyal bilimlerin yöntemlerini kullanmaktadır. Disiplinler arası çalışmanın sağladığı çok boyutlu yaklaşımlara sahip olan ekoeleştirinin en önemli temel prensiplerinden biri de insan ve insan olmayan tüm toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini “anthropocentric” (insan merkezci) olmayan bir bakış açısıyla incelemektir.(Oppermann, 2012)
Eko-eleştirinin en önemli temel prensiplerinden biri de insan ve insan olmayan tüm toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini “anthropocentric,” (insan merkezci) olmayan bir bakış açısıyla incelemektir(Oppermann,2012)

“Kır-kent ayrımını mekânsal sınırlara bağlı olarak tanımlamak yerine kentte kırı yaratmanın ve yaşatmanın imkanlarıyla, kırsaldaki mekânsal olanakları iyileştirmenin yolları üzerinden düşünmek.”
Çıkarımlar
Yapılan çalışmalar dahilinde eko-eleştiri kuramı birçok farklı alanda kullanılmaktadır. Bu alanlardan biriside kır ve kent olgularıdır. Kır ve kentin yeniden tanımlanma sürecinde ekolojik bir anlayış ve eleştirel görüşle kavramların kapsamı da değişecektir. Eko-eleştirel kuram sadece edebi eserlerde değil, çevre ve doğa ile ilgili her disiplini doğrudan etkilemekte ve geliştirmektedir.
Bu gelişim planlama kararlarını ve bu hususta yapılacak olan çalışmaları önemli ölçüde etkilemektedir. Aynı zamanda eleştirel bu bakış sorunların saptanmasında ve gerekli çözümün uygulanmasında da önemli bir araçtır.
Aracın kullanımı gerektiği biçimde sentezlediğimiz zaman yapılan çalışmaların da ömrünün bir o kadar uzun olacağını söylemek kaçınılmaz olacaktır. Ekoloji ekonomi ve toplum ihtiyaçları olarak belirlediğimiz bu 3 sac ayağının hepsinin bir arada ele aldığımızda zaten karşımıza SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK çıkacaktır. Bu aracın paydaşlarla paylaşılıp ortak bir dil oluşturulması dahilinde de çok daha iyi sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Kaynakça
- Kentsel ve Kırsal Yaşam.2018.Web Adresi:https://econominal.org. Erişim Tarihi:15.06.2020
- Karaküçük,S.ve Gürbüz,B.2007.Rekrasyon ve Kentleşme,Gazi KitabEvi.
- Özdağ, Ufuk ve G.G. Gökalp Alpaslan (2011). Türkiyat Araştırmalarında Yeni Bir Alan: Çevreci Eleştiri. Ankara: 3.Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri Kitabı, 641-653.
- Abasıyanık, Sait Faik (2009). Sait Faik Abasıyanık Bütün Eserleri. İstanbul: Yapı Kredi.
- Kır – kent ayrımı.2019. Web Adresi :https://www.kibrispostasi.com.Erişim Tarihi:20.06.2020
- Sert, E,Karpuz, E. Akgün, G.2005.Küreselleşme Sürecinde Değişen Kent Kavramı; Mekan ve Politikleşme Üzerine Bir Okuma Çalışması,Planlama,101-111.
- Nerse, S. Türk, E.2017.Kırsal ve kentsel ilişkilerde değişim:Yeni tanımlamalar ve kavram okumaya yönelik bir analiz.Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi.56(5),504-525
- Yaş,H. Güler, T.2016.Kır ve kent ayrımlarının havsa örneğinde incelenmesi.Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi.12(46),1-20.
- Aydınlı. H, Çiftçi, S,2015.Türkiye’de kır-kent kavramlarının değişen niteliği ve mevzuatın sürece etkisi.Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi.4(54),192-200.

