Hızlı Git
Uzak Doğu yolculuğum, 2023 yılının ekim ayında, sevgili hocam Doç. Dr. Emrah Yalçınalp’in düzenlediği Güney Kore ve Japonya gezisiyle başladı. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu yolculuğun yalnızca iki ülkeyi keşfetmekten çok daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Farklı bir kültürün gündelik yaşamına, mimarisine, kamusal alanlarına, peyzajına ve şehirle kurduğu ilişkiye yakından tanıklık ettiğimiz uzun ve oldukça yoğun bir keşifti.
Ekim ayı, bu yolculuk için neredeyse kusursuz bir zamandı. Gündüzleri bunaltmayan sıcaklık, akşamları hissedilen serinlik, arada kendini gösteren kısa yağmurlar ve ardından açan güneş, gezinin atmosferini tamamladı. Rotamızın önceden titizlikle planlanmış olması da her günü dolu dolu geçirmemizi sağladı. Her gün, bir önceki günden daha farklı bir dünyayla karşılaştık. Bir noktada “bundan daha etkileyicisi olamaz” dediğimiz her deneyimin ardından başka bir manzara, başka bir yapı, başka bir sokak ya da bambaşka bir şehir kültürü karşımıza çıktı.
Güney Kore ile başlayan yolculuğumuz Japonya ile devam etti. İstanbul’a döndüğümde ise geriye yalnızca çekilmiş binlerce fotoğraf değil; zihnimde kalan mekânlar, kokular, sesler, renkler ve unutulmaz deneyimler vardı.
Keyifli okumalar.
Green Sky Overpass Park
Seul’de, kullanılmayan bir otoyol üst geçidinin nasıl kentin içinde yaşayan, nefes alan bir “gökyüzü bahçesine” dönüştürüldüğünü görüyoruz. Seoullo 7017 Skygarden, atıl durumdaki bir ulaşım altyapısının peyzaj ve kamusal alan tasarımıyla yeniden işlevlendirilmesine yönelik dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Peyzaj tasarımında benimsenen minimalist yaklaşım, yapının kendisini geri planda tutarak bitkilerin ve kamusal kullanımın ön plana çıkmasını sağlıyor. Farklı boyutlardaki yüzlerce beton saksı içerisinde yer alan çiçekler, çalılar ve ağaçlar, beton ağırlıklı kentsel çevrenin içerisinde güçlü bir yeşil doku oluşturuyor. Ancak Skygarden yalnızca bir kent bahçesi olarak tasarlanmamış. Aynı zamanda sosyal, kültürel ve eğitici bir kamusal alan olarak da kurgulanmış. Güzergâh boyunca ilerlerken kafeler, dinlenme alanları ve çeşitli sosyal mekânlarla karşılaşıyoruz. Bitkiler ise yalnızca peyzajın bir parçası olarak değil, adeta açık hava sınıfı gibi kullanıcılarla etkileşim kuran birer eğitim unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Bitkilerin Latince, İngilizce ve Korece isimlerinin etiketler üzerinde belirtilmesi, daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için QR kodların kullanılması bu deneyimi daha da zenginleştiriyor. Mevsimlere göre değişen bitki örtüsü ise alanın yıl boyunca farklı bir karakter kazanmasını sağlıyor.



Deoksugung Sarayı
Güney Kore’nin geleneksel mimarisini yakından deneyimlemek için Deoksugung Sarayı, Seul’de mutlaka görülmesi gereken duraklardan biri. Geleneksel Kore mimarisinin karakteristik ahşap detayları, renk kullanımı, zarif çatı formları ve ince işçilik anlayışı sarayın her noktasında kendini gösteriyor. Girişte izlediğimiz askerlerin nöbet değişim seremonisi ise renkli geleneksel kıyafetler ve ritüelin kendine özgü düzeniyle tarihî atmosferi daha da güçlendiriyor.
Kompleks içerisindeki Dondeokjeon Hall ise farklı mimari karakteriyle özellikle dikkat çekiyor. Batı mimarisinden etkilenmiş eklektik üslubu, geleneksel Kore yapılarıyla güçlü bir kontrast oluşturuyor. Geçmişte kraliyet ailesinin yabancı devlet adamlarını ağırladığı ve diplomatik törenlerin gerçekleştirildiği yapı, bugün restorasyonu tamamlanmış olarak arşiv, sergi alanı ve müze işlevleriyle ziyaretçilere hizmet veriyor. Geleneksel saray yapılarıyla modernleşme döneminin izlerini aynı alanda buluşturması, Deoksugung’u mimari açıdan daha da özel kılıyor.
Sarayın geniş avluları, yapıların birbirleriyle oluşturduğu akslar ve çevresindeki bitkisel doku ise mekânsal deneyimi tamamlıyor. Yapılar arasında ilerlerken açık ve ferah avlulardan daha kontrollü geçiş alanlarına uzanan farklı atmosferler hissediliyor. Benim için Deoksugung’un en etkileyici yanı, tarih, mimari, ritüel ve peyzajın aynı mekânda bütünleşmesi oldu. Burayı yalnızca geçmişten günümüze ulaşmış bir saray kompleksi olarak değil, farklı dönemlerin ve kültürlerin aynı mekânda okunabildiği canlı bir tarih katmanı olarak deneyimledim.
Bukchon Hanok Village / Samcheongdong-dong
Geleneksel Kore evleri arasında yürümek, Seul’ün modern yüzünden kısa bir süreliğine uzaklaşıp geçmişine dokunmak gibi. Sokakların tamamında renk, taş işçiliği, ahşap detaylar ve bitkisel dokular bir araya geliyor. Sokak ölçeği ve yapıların birbirleriyle kurduğu ilişki, bölgenin karakterini oluşturan en önemli unsurlardan. Burada geleneksel Kore kıyafetleri (hanbok) kiralayarak sokaklarda dolaşan ve fotoğraf çektiren çok sayıda yerli ve yabancı turist görmek mümkün. Bölgenin eğimli sokaklarında yürürken zaman zaman yorulsanız da arkanızı dönüp baktığınızda karşılaştığınız Seul manzarası bütün yorgunluğu unutturuyor.
Cheonggyecheon River ve ChonGae Canal
Bir peyzaj mimarı için Cheonggyecheon, yalnızca görülmesi gereken bir kent parkı değil; aynı zamanda kentsel dönüşümün ne kadar güçlü sonuçlar yaratabileceğini gösteren önemli bir örnek. Bir zamanlar üzeri kapatılmış olan derenin yeniden gün yüzüne çıkarılması ve çevresinin kamusal bir yeşil alana dönüştürülmesi, bugün Seul’ün en ikonik kentsel mekânlarından birini oluşturuyor.
Yüksek katlı yapıların arasında ilerleyen dere, yoğun kent dokusunun ortasında adeta ekolojik bir koridor oluşturuyor. Kullanılan malzemeler, bitkisel tasarım kararları, suyla kurulan ilişki ve farklı oturma alanları oldukça dikkat çekici. Yürüyüş boyunca bir anda modern bir kent merkezinde, birkaç dakika sonra ise orman içerisinde yürüyormuşsunuz hissine kapılabiliyorsunuz. Benim için en etkileyici detaylardan biri ise köprü altlarıydı. Uzaktan karanlık ve ürkütücü görünen bu alanların yaklaştıkça teraslanmış büyük kaya parçaları, adım taşları ve oturma alanlarıyla aktif kamusal mekânlara dönüştürüldüğünü görmek, peyzaj tasarımının mekân algısını nasıl değiştirebildiğini bir kez daha gösterdi.



Gwangjang Market
Gwangjang Market, Güney Kore’deki rotamız içerisinde benim için biraz daha farklı bir deneyimdi. Seul’ün en hareketli ve yerel pazarlarından birini görmek, kalabalığın içine karışmak ve günlük yaşamın bir parçası olmak kültürü anlamak açısından oldukça değerli. Ancak gastronomi açısından benim için aynı şeyi söylemek biraz zor. Pazarın tamamına yayılan yoğun yemek kokuları ve farklı yiyecek seçenekleri herkes için kolay bir deneyim olmayabilir. Benim damak zevkime çok hitap etmeyen seçeneklerle karşılaşsam da özellikle sushi oldukça lezzetli ve uygun fiyatlıydı. Pazarın tamamını gezemeden ayrılmış olsam da Gwangjang Market, Seul’ün yerel yaşamını görmek isteyenlerin mutlaka uğraması gereken noktalardan biri.



Myeongdong
Seul’de enerjinin hiç azalmadığı bir yer varsa, Myeongdong kesinlikle bunlardan biri. Alışveriş, gastronomi ve eğlencenin iç içe geçtiği bu bölge; rengârenk tabelaları, hareketli sokakları, restoranları ve dünyaca ünlü Kore markalarının mağazalarıyla sürekli bir akış hâlinde. Burada yorulduğunuzu hissetseniz bile bir sonraki sokağın sizi neyle karşılaştıracağını merak ettiğiniz için yürümeye devam ediyorsunuz. Myeongdong, Seul’ün modern ve dinamik yüzünü hissetmek için ideal bir başlangıç noktası.
Bongeunsa Tapınağı
794 yılında Silla döneminde kurulan Bongeunsa Tapınağı, modern Seul’ün içerisinde geçmişten günümüze ulaşan etkileyici bir Budist tapınağı. Benim için burayı ilginç kılan en önemli noktalardan biri, tapınağın yüksek yapılarla çevrili Gangnam bölgesinin tam ortasında yer almasına rağmen içeri girdiğiniz anda bambaşka ve oldukça sakin bir atmosferle karşılaşmanız oldu. İlk girişten itibaren geleneksel Kore mimarisinin karakteristik ahşap detayları, renkleri, süslemeleri ve zarif çatı formları kendisini gösteriyor. Yapılarla birlikte çiçekler, heykeller, yaşlı ağaçlar ve açık alanların kullanımı, tapınak kompleksinin mekânsal deneyimini daha da zenginleştiriyor.
Tapınak içerisinde ilerledikçe mimari ile peyzajın birbirinden ayrı düşünülmediği çok net bir şekilde hissediliyor. Yapıların önündeki açık alanlar, geçişler ve bitkisel doku, ziyaretçiyi bir yapıdan diğerine yönlendirirken aynı zamanda mekânın ritmini de oluşturuyor. Renkli geleneksel süslemelerin yeşil doku ve doğal malzemelerle bir araya gelmesi, oldukça güçlü bir görsel bütünlük ortaya çıkarıyor. Tapınak kompleksinin en dikkat çekici noktalarından biri ise 23 metre yüksekliğindeki Maitreya Buddha heykeli. Heykelin arkasında modern Seul’ün yüksek katlı yapılarının yükselmesi, benim için buradaki en etkileyici karşıtlıklardan birini oluşturdu. Bir tarafta yüzyıllardır korunan geleneksel bir tapınak dokusu, diğer tarafta ise günümüzün yoğun ve modern kent silueti var. Bu karşıtlık, Bongeunsa’yı yalnızca tarihi bir yapı olarak değil, Seul’ün geçmişi ile bugünü aynı kadraj içerisinde okuyabildiğimiz yaşayan bir mekân hâline getiriyor.
Coex Mall
Dünyanın en büyük yeraltı alışveriş merkezlerinden biri olarak bilinen COEX Mall, ölçeğiyle başlı başına etkileyici. Ancak bizim için en güzel sürprizlerden biri burada karşılaştığımız Türk restoranı oldu. Uzak Doğu’nun ortasında Türkiye’den tanıdığımız lezzetlerle karşılaşmak ve yemeklerin Türkiye’deki lezzet ve kaliteyi koruduğunu görmek oldukça keyifliydi. Bazen bir yolculukta tanıdık bir lezzetle karşılaşmak, bütün mesafeleri bir anda ortadan kaldırabiliyor.
COEX Mall içerisinde karşılaştığımız Starfield Kütüphanesi, benim için Güney Kore’deki en etkileyici mekânsal deneyimlerden biri oldu. Mekânın en güçlü unsuru, yaklaşık 13 metre yüksekliğe ulaşan dev kitaplıklar. Kitaplıklar, alışveriş merkezinin farklı kotları arasında yükselerek mekânın tamamını tanımlayan bir mimari öğeye dönüşüyor. Yaklaşık 70.000 kitabın yer aldığı bu raflar, yalnızca kitapların depolandığı bir yüzey değil; kütüphanenin kimliğini oluşturan güçlü bir tasarım elemanı hâline gelmiş. Normalde alışveriş merkezleri; hareket, tüketim ve ticaret üzerinden şekillenen mekânlardır. Burada ise bu yoğunluğun tam ortasında insanı yavaşlamaya, oturmaya, okumaya ve etrafını izlemeye davet eden bir kamusal alan oluşturulmuş. Üstelik burası yalnızca kitap okumak için kullanılan bir alan değil. Yazar buluşmaları, söyleşiler, şiir dinletileri, konferanslar ve konserler gibi farklı kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Böylece kütüphane, kitapların bulunduğu bir mekândan çıkarak kültür, sosyalleşme, dinlenme ve deneyim alanına dönüşüyor.



War Memorial of Korea
Kore Savaşı ve ülkenin yakın tarihini anlamak için oldukça etkileyici bir savaş müzesi. Açık alanda sergilenen uçaklar, helikopterler, tanklar ve çeşitli askerî araçlar, tarihin yalnızca anlatılmadığı; aynı zamanda fiziksel olarak deneyimlenebildiği bir atmosfer oluşturuyor. Özellikle büyük ölçekli askerî araçları yakından görmek, savaş tarihini kitaplardan okumaktan çok daha farklı ve etkileyici bir deneyim sunuyor.





Gangnam
Gangnam, Seul’ün modern, hareketli ve yüksek yoğunluklu kent yaşamını en güçlü şekilde hissettiren bölgelerinden. Devasa yüksek katlı yapılar, alışveriş merkezleri, kafeler, mağazalar ve daha önce karşılaşmadığımız markalar bölgenin ana karakterini oluşturuyor. Fakat benim için asıl dikkat çekici olan, ana caddelerin birkaç sokak arkasında başlayan farklı dünya oldu. Küçük dükkânların cephe tasarımları, kent mobilyaları, zemin döşemeleri, bitki seçimleri ve sokak ölçeğindeki detaylar, kentin yalnızca büyük yapılarla değil, küçük tasarım kararlarıyla da şekillendiğini gösteriyor.



Güney Kore’de geleneksel kültürün modern yaşamla kurduğu güçlü bağ, gezinin her anında kendisini hissettiriyor. Tarihi saraylardan çağdaş kent dokusuna, tapınaklardan kamusal alanlara kadar geçmişin izleri günlük yaşamın içinde varlığını sürdürüyor. Bunun yanında insanların birbirlerine karşı gösterdiği saygı, nezaket ve güler yüzlülük; düzenli, temiz ve özenli kent yaşamıyla birleşiyor. Güney Kore’den geriye ise geçmişini korurken geleceğe uyum sağlayan, doğaya ve çevresine özen gösteren, insan ilişkilerinde saygı ve nezaketi yaşatan bir toplumun izleri kalıyor.

