Boşluktan Mekâna: Mimarlığın Başlangıcı
  1. Anasayfa
  2. MESLEK DİSİPLİNİ
  3. Mimarlık

Boşluktan Mekâna: Mimarlığın Başlangıcı

0

Mimarlık eğitimine başladığımızda çoğumuzun zihninde mimarlık; yapılar, cepheler, planlar ve taşıyıcı sistemler üzerinden şekillenir. Bir bina tasarlamak, zihnimizde genellikle “dolu” bir şey üretmek anlamına gelir. Oysa mimarlık eğitiminin ilk adımlarından biri, bu düşüncenin tam tersini sorgulatır: Boşluk.

Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde eğitim hayatımın ilk dönemlerinde karşılaştığım maket çalışmalarından birinde bizden bir yapı tasarlamamız değil, boşluğu düşünmemiz istenmişti. İlk bakışta oldukça soyut görünen bu yaklaşım, aslında mimarlığın temel sorularından birini ortaya koyuyordu: Biz gerçekten ne tasarlıyoruz?

Bu nedenle boşluk, mimarlıkta “hiçlik” anlamına gelmez. Tam tersine, mimari deneyimin gerçekleştiği temel zemindir.

Bir avluya girdiğimizde hissettiğimiz açıklık, dar bir koridorda yaşadığımız sıkışmışlık, yüksek tavanlı bir atriumda hissettiğimiz ferahlık ya da bir meydanda karşılaştığımız kamusal deneyim; yalnızca yapı elemanlarının varlığıyla değil, bu elemanların boşluğu nasıl biçimlendirdiğiyle ilgilidir.

Mimarlık bu noktada yalnızca kütle üretmekten çıkar ve dolu ile boş arasındaki ilişkiyi kurmaya dönüşür.

blank
Boşluktan Mekâna: Mimarlığın Başlangıcı 4

Boşluk gerçekten boş mudur?

Gündelik dilde boşluk çoğu zaman “olmayan” veya “doldurulması gereken” bir alan olarak düşünülür. Mimarlıkta ise durum farklıdır. Boşluk; ışığın girdiği, insanın hareket ettiği, karşılaşmaların gerçekleştiği, sesin yayıldığı ve mekânsal deneyimin oluştuğu aktif bir bileşendir.

Örneğin bir avluyu çevreleyen duvarların asıl amacı yalnızca sınır oluşturmak değildir. Bu duvarlar, ortalarında kalan boşluğun karakterini belirler. Avlunun büyüklüğü, yüksekliği, açıklığı, ışık alma biçimi ve çevresindeki dolaşım ilişkileri değiştikçe kullanıcı deneyimi de değişir.

Dolayısıyla mimari boşluk pasif değildir. Boşluk da tasarlanır.

Mimarlık eğitiminde yapılan soyut maket çalışmalarının önemli olmasının nedenlerinden biri de budur. Öğrenci henüz bir bina tasarlamadan önce; sınır, oran, ölçek, yön, ışık ve hareket gibi temel kavramlarla karşılaşır.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Bitmeyen Kilise: La Sagrada Familia

Bir makette oluşturulan küçük bir boşluk bile aslında birçok soruyu beraberinde getirir:

İnsan bu boşluğa nereden girecek?

Nereye doğru hareket edecek?

Neyi görecek, neyi göremeyecek?

Nerede duracak?

Hangi noktada kendini açıkta, hangi noktada korunaklı hissedecek?

Bu soruların her biri, boşluğun yalnızca geometrik değil, aynı zamanda deneyimsel olduğunu gösterir.

İlk başta yalnızca soyut bir maket gibi görünen çalışma, aslında ileride tasarlayacağımız yapıların temelini oluşturan düşünme biçiminin küçük bir provasıdır.

blank
Boşluktan Mekâna: Mimarlığın Başlangıcı 5

Dolu ile boş arasındaki ilişki

Mimarlıkta dolu ve boş birbirinin karşıtı değil, birbirini tanımlayan iki unsurdur. Bir duvarın anlamı, yalnızca fiziksel varlığından değil, oluşturduğu sınırdan gelir. Bir pencerenin değeri yalnızca açıklık olmasından değil, içerisi ile dışarısı arasında kurduğu ilişkiden kaynaklanır.

Bu nedenle bir yapının planına baktığımızda yalnızca çizilmiş duvarları değil, duvarların arasında kalan alanları da okumamız gerekir.

Aslında plan, bir bakıma boşluğun haritasıdır.

Bu bakış açısı, mimarlığı yalnızca nesne üretmekten uzaklaştırır. Yapıyı çevresinden bağımsız bir obje olarak görmek yerine, çevresiyle ve kendi içindeki boşluklarla ilişki kuran bir sistem olarak değerlendirmemizi sağlar.

Boşluk insanı nasıl yönlendirir?

Bir mekâna girdiğimizde çoğu zaman farkında olmadan tasarımın bizi yönlendirmesine izin veririz. Genişleyen bir alan bizi durmaya, daralan bir koridor ilerlemeye, bir açıklık belirli bir yöne bakmaya teşvik edebilir.

Bu nedenle boşluk aynı zamanda davranışı şekillendiren bir araçtır.

Bir meydan insanları bir araya getirebilir. Bir avlu karşılaşma alanı oluşturabilir. Dar bir geçiş hareketi hızlandırabilir. Daha kontrollü ve kapalı bir alan ise mahremiyet hissini artırabilir.

Burada mimarlık yalnızca “güzel bir alan” üretmez. İnsanların mekânla nasıl ilişki kuracağını da düşünür.

Kentte boşluk

Boşluk kavramını yalnızca yapı ölçeğinde düşünmek de eksik kalır. Kentler de aslında dolu ve boşların oluşturduğu büyük bir sistemdir.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Peyzaj Tasarım Öğelerinden Ses ve Hareket Kavramı

Binalar kentsel dokunun “dolu”larını oluştururken; sokaklar, meydanlar, parklar, avlular ve kamusal alanlar bu dokunun boşluklarını meydana getirir.

Ancak bu boşluklar kent yaşamının arka planı değildir. İnsanların karşılaştığı, beklediği, yürüdüğü, dinlendiği ve sosyalleştiği asıl alanların önemli bir bölümü bu boşluklardır.

Bu nedenle iyi bir kent yalnızca iyi binalardan değil, iyi tanımlanmış boşluklardan da oluşur.

blank
Boşluktan Mekâna: Mimarlığın Başlangıcı 6

Mimarlar neyi tasarlar?

Mimarlık eğitimine ilk başladığımızda bir yapı tasarlamayı öğrenmeye başladığımızı düşünürüz. Zamanla ise tasarımın yalnızca duvarları, cepheleri ve kütleleri oluşturmak olmadığını fark ederiz.

Belki de asıl mesele, bu elemanların arasında nasıl bir ilişki kurulacağını ve bu ilişkinin nasıl bir mekânsal deneyim yaratacağını düşünmektir.

Bu nedenle ilk makette karşımıza çıkan o “boşluk”, aslında boş değildir.

İçinde hareket vardır.
Işık vardır.
Ses vardır.
Karşılaşmalar vardır.
Mahremiyet vardır.
Aidiyet vardır.

Ve belki de en önemlisi, mekân vardır.

Mimarlık bu nedenle yalnızca doluyu inşa etmek değil, boşluğu anlamlandırma biçimidir. Çünkü sonunda insanların yaşadığı şey yapıların kendisinden çok, yapıların oluşturduğu mekânlardır.

Belki de mimarlığa dair ilk sorumuz “Ne inşa edeceğiz?” değil, “Nasıl bir boşluk oluşturacağız?” olmalıdır.

Tuğçe KUDUŞ 55 Katkı Puanı
Katkıda Bulunan

Mimar

11 Makale
Bu yazıyı tarihinde yayınladı.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir