Bir Uzak Doğu Deneyimi 2: JAPONYA
  1. Anasayfa
  2. MESLEK DİSİPLİNİ
  3. Peyzaj Mimarlığı

Bir Uzak Doğu Deneyimi 2: JAPONYA

0

Tokyo

Güney Kore’nin ardından rotamızın ikinci durağı Japonya oluyor. Japonya denildiğinde ise yolculuğumuzun ilk durağı, hiç şüphesiz ülkenin başkenti ve kendine özgü enerjisiyle Tokyo.

Tokyo’nun en eski ve en etkileyici bölgelerinden biri olan Asakusa ve Sensoji Tapınağı, özellikle gece atmosferiyle benim için unutulmaz duraklardan biri oldu. Tapınağa uzanan aks boyunca hediyelik eşya dükkânları, restoranlar ve küçük mağazalar bulunuyor. Hediyelik alışverişi yapmak için oldukça fazla seçenek var. Sensoji’nin girişinden itibaren başlayan görsel şölen, tapınağın içerisine ilerledikçe daha da etkileyici hâle geliyor. Renkler, ışıklar, mimari detaylar ve kalabalık bir araya geldiğinde oldukça güçlü bir atmosfer ortaya çıkıyor.

İmparatorluk Sarayı

Tokyo’nun merkezinde yer alan İmparatorluk Sarayı, şehrin modern ve hareketli atmosferi içerisinde geçmişin izlerini hissettiren önemli duraklardan biri. Geniş bahçeleri, geleneksel Japon peyzaj anlayışını yansıtan düzenlemeleri, taş duvarları ve sakin atmosferiyle oldukça etkileyici bir görünüme sahip. Saray çevresinde ilerlerken doğayla bütünleşen mimari detaylar ve özenle düzenlenmiş yeşil alanlar dikkat çekiyor. Özellikle sade ve dengeli tasarım anlayışı, Japon kültüründe doğaya verilen önemi hissettiriyor. Tokyo’nun yoğun kent yaşamından kısa bir süreliğine uzaklaşarak Japonya’nın tarihî ve kültürel dokusunu deneyimlemek için etkileyici bir durak olduğunu düşünüyorum.

Shinjuku Gyoen Parkı

Shinjuku Gyoen Parkı gerçekten masal diyarını andıran, kendinizi bir anda bambaşka bir dünyanın içinde hissedebileceğiniz yerlerden biri. Parkı yürüyerek keşfetmek başlı başına bir deneyim; daha önce hiç görmediğim büyüklükte bambu ormanları, dev nilüferler ve birbirinden farklı bitki dokuları parkın her köşesinde karşınıza çıkıyor. Geniş çim alanlar, doğal malzemelerin yoğun olarak kullanıldığı ahşap köprüler, çakıl ve kumla oluşturulmuş yürüyüş yolları, geleneksel Japon kültürünü yansıtan evler ve göletler bu atmosferi tamamlıyor. Burada şehirden tamamen koptuğunuzu, sanki başka bir dünyaya adım attığınızı hissediyorsunuz. Etrafta yalnızca kuş sesleri duyulurken gölet kenarında güneşlenen kaplumbağalara rastlamak da bu doğal atmosferi daha özel hâle getiriyor. Yeşilin ve mavinin buluştuğu bu sakin ortamda geriye sadece oturup manzaranın ve doğanın keyfini çıkarmak kalıyor.

Ginza

Tokyo’nun daha sofistike ve modern yüzünü görmek için Ginza’ya uğramamak olmaz. Lüks markaların mağazaları, şık restoranlar, modern mimari ve özenle düzenlenmiş sokaklarıyla bölge, Tokyo’nun çağdaş ve hareketli atmosferini güçlü bir şekilde yansıtıyor. Özellikle binaların mimarisi, vitrinlerin tasarımı ve sokakların düzeni yürürken sürekli farklı bir detayla karşılaşmanızı sağlıyor. Geleneksel Japonya’dan tamamen farklı bir atmosfer sunan Ginza, Tokyo’nun modern yaşam tarzını ve şehir kültürünü yakından görmek için oldukça etkileyici bir durak.

Shibuya

Tokyo’nun belki de dünyada en çok tanınan noktalarından biri olan Shibuya Crossing, ekrandan görmekle gerçekten içinde bulunmak arasında büyük bir fark olduğunu hissettiren yerlerden biri. Binlerce insanın aynı anda yaya geçidine yöneldiği o an, kalabalığın içerisine karıştığınızda çok daha etkileyici bir hâle geliyor. Elinizde telefon, etrafınızda binlerce insan… Herkes farklı bir yöne hareket ederken birkaç dakika içerisinde kavşağın tamamı yeniden düzenleniyor ve ardından trafik yeniden akmaya başlıyor.

Biz de önce bu kalabalığın içerisine karıştık, ardından kavşağı farklı bir açıdan izlemek için karşı taraftaki bir kafeye çıktık. Fotoğraf çekenler, dans edenler, şarkı söyleyenler ve yalnızca kalabalığın içerisinde yürüyen insanlar… Shibuya Crossing, yalnızca bir kavşak değil; Tokyo’nun hızını, hareketliliğini ve şehir ritmini birkaç dakika içerisinde hissettiren canlı bir sahne. İşte tam o anda, gerçekten Tokyo’da olduğunuzu hissediyorsunuz.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Bahçenizde kullanabileceğiniz 6 tıbbı aromatik bitki

Tokyo Metropolitan Government Building

Tokyo’yu yukarıdan izlemek için güzel duraklardan biri de Tokyo Metropolitan Government Building. Tokyo’nun ne kadar büyük ve hareketli bir şehir olduğunu daha yakından hissettiriyor. Seyir alanından baktığınızda gökdelenler, geniş caddeler ve uzayıp giden şehir dokusu göz alabildiğine devam ediyor. Bir köşede oturup arkadan gelen piyano sesleri eşliğinde manzarayı izleyebilir, şehrin hareketini biraz uzaktan gözlemleyebilirsiniz. Küçük hediyelik eşya dükkânları da ziyaretinize farklı bir detay katıyor. Tokyo’yu bu kez kalabalığın arasından değil, yukarıdan izlemek şehrin bambaşka bir yüzünü görmenizi sağlıyor.

teamLab – Visual Art Museum

Bu müze, yolculuk boyunca beni en çok heyecanlandıran deneyimlerden biriydi. Burada sanat yalnızca duvarlarda sergilenen eserlerden oluşmuyor; mekânın tamamına dönüşüyor. Bazen ayakkabılarımızı çıkarıp suyun içerisinde yürüdük, bazen uzanıp çiçek temalı görsel enstalasyonları izledik, bazen kendimizi devasa bir uzay boşluğunun içerisinde hissettik. Mekân, ışık, ses, hareket ve ziyaretçiyi tek bir deneyimin içerisinde buluşturuyor. Bir sanat eserine bakmaktan çok, sanatın içerisinde dolaşıyorsunuz. Benim için Japonya yolculuğunun en keyifli ve en unutulmaz duraklarından biriydi.

Osaka

Tokyo’dan Osaka’ya yolculuğumuz, Japonya’nın simgelerinden biri olan Shinkansen ile başladı. Yaklaşık 700 kilometrelik mesafeyi yaklaşık 2,5 saatte tamamlayarak Osaka’ya ulaştık. Trenin kendisi bile Japonya’nın hız, teknoloji ve düzen anlayışını deneyimlemek açısından başlı başına bir deneyimdi.

Dotonbori

Osaka’nın yaşayan, nefes alan ve hiç durmayan noktası: Dotonbori. Burayı hem gündüz hem de gece deneyimleme fırsatımız oldu. Her iki zaman diliminde de kalabalık, hareket ve enerji hiç eksilmiyor. Nehir boyunca sıralanan restoranlar, alışveriş alanları, hediyelik eşya dükkânları, kozmetik mağazaları ve tekne gezileri bölgenin karakterini oluşturuyor. Bununla da bitmiyor. Sokaklarda dans eden gruplar, gösteri yapanlar ve ikonik karakterlerin kostümleriyle dolaşan insanlar, Dotonbori’yi adeta açık hava sahnesine dönüştürüyor. Eğlenmek, yemek yemek ve Osaka’nın enerjisini hissetmek için kesinlikle görülmesi gereken bir yer.

Nara

Nara, Japonya’nın eski başkentlerinden biri ve bence Japonya’nın en farklı deneyimlerinden birini burada yaşayabilirsiniz. Şehrin en dikkat çekici sakinleri ise geyikler. Tapınaklar, geniş yeşil alanlar ve geyikler aynı peyzaj içerisinde bir araya geliyor. Geyiklerin insanlarla bu kadar yakın ilişki kurması oldukça şaşırtıcı. Onlar için satılan yiyeceklerden alıp besleyebilir, yanlarına yaklaşabilir ve fotoğraf çekebilirsiniz. Hatta bazı geyiklerin trafik ışıklarında insanlarla birlikte beklediğine bile şahit olduk. Bir noktadan sonra insanlardan çok geyiklerle karşılaşmaya başladığınızı hissediyorsunuz. Böylesine farklı bir insan-hayvan-kent ilişkisini deneyimlemek, Nara’yı yolculuğun unutulmaz duraklarından biri hâline getiriyor.

Okayama

Namba-Parks

Namba Parks, alışveriş merkezi kavramına dair bildiğimiz bütün tanımları değiştirebilecek nitelikte. Geleneksel bir AVM anlayışından oldukça farklı. Kademeli yapısı ve her seviyede kullanılan yoğun bitkisel tasarım, yapının içerisinde adeta bir botanik bahçesinde dolaşıyormuş hissi yaratıyor. İlk başta kademeli teraslar ve farklı giriş-çıkışlar nedeniyle biraz kaybolduk. Fakat belki de bu durum, yapının en güzel taraflarından biriydi. Kayboldukça yeni bir alan keşfettik. Teraslarda ilerledikçe farklı manzaralarla karşılaşmak, yapının mimarisi ile peyzaj tasarımının ne kadar güçlü bir birliktelik oluşturabileceğini gösteriyordu.

Okayama Castle

Okayama Kalesi, dışarıdan bakıldığında geleneksel Japon mimarisini yansıtan etkileyici yapısıyla dikkat çekerken, içeride ziyaretçileri farklı bir deneyim bekliyor. Kale içerisinde ışık gösterileri, çeşitli sergiler ve küçük bir kafe bulunuyor. Tarihi yapının içerisinde modern dokunuşlarla hazırlanan ışık ve görsel gösteriler, kalenin atmosferini daha da ilgi çekici hâle getiriyor. Burada geleneksel Japon kıyafetlerini deneme fırsatımız da oldu. Kıyafetinizi seçtikten sonra sizi özenle hazırlıyorlar ve ardından kendi fotoğraflarınızı çekerek bu anı ölümsüzleştirebiliyorsunuz. Geleneksel kıyafetlerin içerisinde Japon kültürünü deneyimlemek, bizim için gezinin en keyifli anlarından biri oldu.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Skugaballong: Güneş Kırıcı Bulut Balonları

Bir de küçük bir öneri: Yanınıza mutlaka küçük bir not defteri alın. Japonya’da ziyaret ettiğiniz birçok yerde o mekâna özel kaşeler bulunuyor. Gittiğiniz yerin kaşesini defterinize bastırarak her duraktan size kalacak küçük ve anlamlı bir hatıra biriktirebilirsiniz. Bu küçük detay, seyahatinizi yıllar sonra yeniden hatırlamanızı sağlayacak güzel bir anıya dönüşüyor.

Kurashiki

Kurashiki, Japonya’nın geleneksel atmosferini en güçlü şekilde hissedebileceğiniz yerlerden biri. Dar sokakları boyunca uzanan tarihi ahşap evler, beyaz ve siyah duvarlar, küçük butik kafeler ve su kanalı, bölgeye oldukça farklı bir atmosfer kazandırıyor. Özellikle bazı yapıların dış cephesindeki yakılarak kömürleştirilmiş ahşap detaylar dikkat çekiyor. Ahşabın yüzeyinin kontrollü şekilde yakılmasıyla uygulanan bu geleneksel yöntem, ahşabı dış etkenlere karşı daha dayanıklı hâle getirmek amacıyla kullanılıyor. Siyahlaşmış ahşabın beyaz duvarlarla oluşturduğu bilinçli kontrast ise Kurashiki’nin geleneksel mimarisine karakteristik bir görünüm kazandırıyor.

Su kanalı boyunca uzanan söğüt ağaçları, sarmaşıkların arasında neredeyse kaybolmuş yapılar, ahşap köprüler ve geleneksel evler Kurashiki’ye adeta bir masal kasabası görünümü kazandırıyor. Sokaklarda yürürken butik kafelere, hediyelik eşya dükkânlarına ve Japonya’ya özgü farklı lezzetler sunan küçük mekânlara rastlamak mümkün. Özellikle dondurmaları ve yerel tatlıları denemek de gezinin keyifli detaylarından biri. Tarihi dokunun günümüzde hâlâ korunarak yaşatılması, eski yapıların farklı işlevlerle kullanılmaya devam etmesi ve doğal peyzajla bütünleşmesi, Kurashiki’yi Japonya’da gördüğümüz diğer şehirlerden oldukça farklı ve özel bir yer hâline getiriyor.

Murou Sanat Ormanı

Sevgili hocamız burayı, ulaşım mesafesi nedeniyle çoğu kişinin gitmekten vazgeçtiği; ancak gitmeyenlerin çok şey kaçırdığı bir yer olarak anlatmıştı. Ve gerçekten de haklıydı. Oldukça izole bir bölgede, doğayla bütünleşen bir sanat alanı oluşturulmuş. Ancak burayı özel kılan yalnızca sanat ormanı değil, oraya ulaşırken yaşanan yolculuğun kendisi de.

Murou’ya giderken geçtiğimiz küçük köyler, geleneksel yerleşimler ve kırsal peyzaj Japonya’nın şehirlerden uzak günlük yaşamını gözlemleme fırsatı sunuyor. Dönüşte bu köylerin arasından yürüyerek ilerlemek ise yolculuğun bambaşka bir deneyime dönüşmesini sağlıyor. Sessiz yollar, çevredeki doğa ve küçük yerleşimlerin sakin atmosferi, insanı yavaşlamaya ve bulunduğu yeri gerçekten fark etmeye yönlendiriyor. Bu yürüyüşün ardından Murou Sanat Ormanı ile karşılaşmak, doğa ve sanatın bir araya geldiği bu alanın etkisini daha da güçlü hissettiriyor. Tüm bu özellikleriyle Murou Sanat Ormanı, benim için Japonya’da gördüğüm en özel ve etkileyici duraklardan biri olarak hafızamda yer ediyor.

Kyoto/ Kiyomizu-dera Tapınağı

Japonya’da tarih duygusunu en yoğun hissettiğim şehirlerden biri Kyoto oldu. Şehrin atmosferinde modern Japonya’dan çok daha farklı bir zaman duygusu var. Altın Tapınak ile başlayan keşfimiz, Kyoto’nun simge yapılarından biri olan Kiyomizu-dera Tapınağı ile devam etti.

Kiyomizu-dera, yolculuk boyunca ziyaret ettiğimiz en kalabalık tapınaklardan biriydi. Girişten itibaren uzanan aks boyunca dükkânlar, çeşmeler, ritüel alanları ve farklı tapınak yapıları ziyaretçileri karşılıyor. İçeri doğru ilerledikçe kendinizi adeta tapınakların arasında kaybolmuş hissediyorsunuz. Kalabalık nedeniyle yürümekte zaman zaman zorlanıyorsunuz; ancak aks boyunca ilerledikçe her köşede başka bir mekân, başka bir detay ve başka bir manzara karşınıza çıkıyor. Ve sonunda şehirden tamamen uzaklaşıp ormanın içerisinde, yüksek bir noktadan çevrenizi izlerken buluyorsunuz kendinizi. Belki de Kyoto’nun en etkileyici tarafı tam olarak bu. Kalabalığın içerisinde bile insana yalnızca kendisiyle kalabileceği bir alan bırakabilmesi.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Yeraltının Derinliklerine Uzanan Mimari; Derinkuyu Yeraltı Şehri

Hiroşima

Hiroşima’ya geldiğinizde burayı yalnızca bir şehir olarak gezmek mümkün değil. Her sokakta, her anıtta ve özellikle sessizliğin içinde geçmişin izlerini hissediyorsunuz. 6 Ağustos 1945’te yaşananların boyutunu bugün anlamaya çalışmak gerçekten kolay değil. Hiroshima Peace Memorial Museum’da ilerlerken gördüğümüz fotoğraflar, kişisel eşyalar ve bombalamanın ardından şehirde yaşananları anlatan görüntüler, tarihte okuduğumuz bir olayın çok ötesinde, insana doğrudan dokunan bir gerçeklikle karşılaşmamızı sağlıyor. Bazı görüntülerin karşısında uzun süre durup düşünmeden geçmek mümkün olmuyor.

Müzede ve Barış Anıtı Parkı’nda en dikkat çekici hikâyelerden biri ise Sadako Sasaki’nin hikâyesi. Atom bombasından iki yaşındayken etkilenen Sadako, yıllar sonra lösemiye yakalandığında iyileşme umuduyla origami turna kuşları katlamaya başladı. Japon kültüründe turna kuşu uzun yaşam ve dileklerle ilişkilendirilirken, Sadako’nun hikâyesi zamanla turna kuşunu Hiroşima’da barışın güçlü sembollerinden biri hâline getirdi. Onun anısına yapılan Çocuklar Barış Anıtı da bugün rengârenk binlerce turna kuşuyla çevrili.

Hiroşima’dan sonra Miyajima (Itsukushima) Adası’na geçtiğimizde ise atmosfer tamamen değişiyor. Denizin üzerinde yükselen ve adanın en önemli simgelerinden biri olan Otorii (Büyük Torii Kapısı), özellikle uzaktan bakıldığında oldukça etkileyici bir görüntü oluşturuyor. Tarihi yapılar, deniz ve doğanın bir araya geldiği bu manzara, Hiroşima’da yaşadığımız yoğun duyguların ardından bambaşka bir deneyim sunuyor. Hiroşima benim için yalnızca gezip gördüğüm bir şehir olarak kalmadı. Burada geçmişin izlerini görmek, insanların yaşadıklarını anlamaya çalışmak ve bugün barış adına verilen mesajları görmek, yolculuğun en düşündürücü duraklarından biri olmasını sağladı.

SOKAKLAR VE DETAYLAR

Japonya’da günlük yaşamın her alanında hissedilen temizlik anlayışı, düzen ve karşılıklı saygı, ülkenin en dikkat çekici özelliklerinden biri. Kamusal alanların temizliğine gösterilen özen, doğaya ve çevreye duyulan hassasiyet; insanların birbirlerine, yaşadıkları mekâna ve hatta en küçük detaylara karşı gösterdikleri saygıyla bütünleşiyor. Sokaklardan parklara, tapınaklardan toplu taşıma sistemine kadar bu düzen ve özen, gezinin her anında kendisini hissettiriyor. Japonya’dan geriye ise doğayla uyumu, temizliği, düzeni ve karşılıklı saygıyı günlük yaşamın doğal bir parçası hâline getirmiş bir toplumun izleri kalıyor.

Bir peyzaj mimarı olarak en çok dikkatimi çeken ise bütün bu deneyimlerin arkasındaki mekânsal kararlar oldu. Bir derenin yeniden kente kazandırılması, bir alışveriş merkezinin botanik bahçesine dönüşmesi, geleneksel yapıların bitkisel doku ile bütünleşmesi ya da bir sanat eserinin doğanın içerisine yerleştirilmesi… Japonya’da farklı ölçekteki bu uygulamaların ortak noktasının, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi güçlendiren mekânlar oluşturmak olduğunu gördüm.

Bu yolculuk, peyzajın yalnızca estetik bir düzenleme olmadığını; kentin kimliğini, insanların yaşam biçimini ve çevreyle kurduğu ilişkiyi şekillendiren önemli bir tasarım aracı olduğunu bir kez daha gösterdi. Japonya’da gördüğüm bu yaklaşım, doğayı kentin dışında tutmak yerine onu yaşamın bir parçası hâline getirmenin mümkün olduğunu gösteren güçlü örneklerle doluydu.

Yusranur Koca Kars 105 Katkı Puanı
Katkıda Bulunan

İ.Ü-Landscape architect K.Ü-MSc Landscape architect İstanbul

21 Makale
Bu yazıyı tarihinde yayınladı.

İ.Ü-Landscape architect K.Ü-MSc Landscape architect İstanbul

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir