Hızlı Git
Hocam hoş geldiniz. Sizi akademik unvanlarınızın arkasındaki insan olarak tanımak istiyoruz: Osman Uzun’u bu noktaya getiren yol nasıl bir yoldu?
Merhabalar öncelikle size ve peyzaj x ekibine teşekkür ediyorum. Zaman zaman izlediğim kadarıyla yazar olmayı heveslendiren ve farklı çeşitlilikte kişilere olanak sunan bir çerçevesi var. Bu bağlamda da proaktif bir yaklaşıma sahip. Osman UZUN‘u bu noktaya getiren hikaye üniversite sınavına girme aşamasındaki sistemle ilgilidir. O dönemde sınava giriş öncesinde 18 adet temel tercih yapıp, sınava girdikten sonra gelen puana göre ilgili bölüme atamamız yapılıyordu. Bende o dönemki tüm arkadaşlarım gibi tercihleri yaparken bir sıralama yaptım ve kader beni Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümüne götürdü. Lisans eğitimimi orada bitirdikten sonra o günkü ismiyle Abant İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümünde açılan araştırma görevliliği sınavı sonrasında Düzce ile yolum kesişti ve devam ediyor.
Çocukluğunuzun manzarası nasıldı hocam? Pencerenizden ne görürdünüz, hangi ağacın altında oynardınız? Bugün bir peyzajı ‘güzel’ bulduğunuzda, içinizdeki o çocuk mu karar veriyor hâlâ?
Çocukluğumda özellikle yaz tatillerini kırsal bölgelerde geçirirdim. En çok aklımda kalan kendi köyümüzün temel meyve ağacı olan kiraz ağaçları ve zaman zaman rast geldiğim alıç ağaçlarıydı. Özellikle alıç meyvelerinin ipe dizilerek yenilmesini hiç unutmam. Tabi yıllar sonra Hikmet Birand’ın Alıç ağacı ile sohbetler kitabını okuduğumda “insanın doğayı yalnızca bir kaynak veya manzara olarak değil, yaşayan bir bütün olarak görmesi gerektiği”ni belki de o yıllarda anlamaya başlamıştım. Dolayısıyla kırsal bölgelerin kendine özgü buğday saplarının kokusu, sanki güneş, bütün yazı bu sapların içine saklamış da rüzgâr estikçe yavaş yavaş dışarı bırakıyormuş gibidir. Dolayısıyla bu koku her zaman için beni cezbetmiştir. Elbette ki kırın bu doğal kokusu ve kökleri derinde olan yapısı her nerede olursa olayım peyzajın güzelliğini farklı duyularımla tanımlamama yardımcı olur. Karar süreçlerimde bu duygular bana yol gösterir.
Esasında planlama ve tasarım birbirini tamamlayan bir bütün… Planlamada tiyatroda arka sıralardan hem sahneye hem de seyircilere bakarak oyunun gidişatını, sürecini tahmin etmeye yönetmeye çalışıyorsunuz. Ama tasarımda aynı zamanda sahnede oyunu oynayan bir oyuncu olarak hevesleri, hırsları, yetenekleri sergilemeye çalışıyorsunuz.
Prof. Dr. Osman UZUN
Türkiye’de peyzaj planlama henüz çok genç bir disiplinken siz bu yolu seçtiniz. Peyzaj planlama konusunda ülkemizde öncü isimlerden birisiniz bu konuda çalışmaya nasıl karar verdiniz?
Esasında bu sürecini başlamasında beni etkileyen üniversite yıllarında Prof. Dr. Nur SÖZEN hocamızın Çevre Bilgisi dersiydi, 1992 Rio zirvesi sonrasında konuşulanları İngilizceden bize birebir anlatması temelleri oluşturdu. Aynı dönemde rahmetli Prof. Dr. Yalçın MEMLUK hocamızla lisans öğrencisi olarak ve sonrasında lisansüstü süreçte yaptığımız sohbetler planlama konusunda farklı bakış açılarını yerleştirmiş oldu. Yine Prof. Dr. Metin BAŞAL hocamızın özellikle İznik gölü yakın çevresinde hazırlamış olduğu doktora tezi ve anıları planlamaya ilgimizin artmasına neden oldu. Ve tabiki o zaman araştırma görevlisi olan Şükran ŞAHİN hocamızın ekolojik süreçlerle, peyzaj fonksiyonları ile ilgili yaklaşımları ve yol göstericiliği peyzaj planlamayı daha fazla sevmeme neden oldu. Planlama konusundaki önemli bir dönüm noktası da, kendisinden çok şey öğrendiğim değerli danışman hocam Prof. Dr. Oğuz YILMAZ hocamızın önerisiyle Konya Suğla Gölü ile ilgili Bakanlık destekli bir projede yer almam oldu. Sonrasında Bakanlık destekli diğer projelerde Peyzaj 44 de Şükran hocamla, Yeşilırmak Peyzaj Atlasında Düzce’deki bölüm hocalarımızın da içinde bulunduğu bir grupla yer almamız beni peyzaj planlama konusunda bir derin öğrenme sürecine götürdü. Ama hala öğrenecek, uygulayacak, yasa ve yönetmeliklere aktarılacak bir sürü konumuz var…Bu konuda da zaman zaman derslerde sizler gibi genç beyinlerle konuları tartışmakta bayrağı yavaş yavaş size devretmeye çalışmaktayım…
Peyzaj planlama uçaktan bakar gibi düşünmeyi gerektirir; peyzaj tasarımı ise insanın gözünden, ayak hizasından. Bu iki ölçek arasında gidip gelirken sizin zihninizde nasıl bir geçiş oluyor? Ekolojik veriler bir tasarımcının kalemini ve form arayışını nasıl dönüştürmeli?
Esasında planlama ve tasarım birbirini tamamlayan bir bütün…Planlamada tiyatroda arka sıralardan hem sahneye hem de seyircilere bakarak oyunun gidişatını, sürecini tahmin etmeye yönetmeye çalışıyorsunuz. Ama tasarımda aynı zamanda sahnede oyunu oynayan bir oyuncu olarak hevesleri, hırsları, yetenekleri sergilemeye çalışıyorsunuz. Bazen sahnede bazen seyirci koltuğunda oturmak size farklı derinlikler katıyor. Üst ölçekten bir peyzaja bakarken peyzajı oluşturan farklı ekosistemleri algılamak, onlar arasındaki ilişkileri kafamda yerleştirmek bunu yaparken kırsaldan kentsele geçişte insan ögesinin etkilerini algılamak onu yönlendirmek önemli oluyor. Dolayısıyla yerele geldiğimde o güçle mekanı nasıl tasarlayacağımızı ortaya koymak, evrensel tasarım ilkelerini yukardan gelen bu ana çerçeve içinde eritmek ve bütünleştirmek önemli hale geliyor. Belki de kökenleri Padrick Geddes’in “bölge (region), şehir, insan” ilişkisini birlikte okuyan yaklaşımına giden daha sonra kentleşme ve farklı düşünce yapılarında kullanılan “küresel düşün, yerel uygula” fikrine önem vermekteyim. Dolayısıyla bu iki ölçek arasındaki gidip gelmeler bizi daha doğru planlama ve tasarım kararlarına götürmektedir.
Bugün İstanbul’da diktiğimiz bir çınar, 2055’in iklimini görecek. Bir tasarımcı olarak ‘bu ağaç o günleri görebilecek mi?’ sorusunu sormak artık etik bir sorumluluk gibi duruyor. Sizce Türkiye’de peyzaj mimarları bitki seçerken hâlâ bugünün iklimine mi tasarlıyorlar, yoksa yarınınkine mi? Bu konuda nasıl bir zihinsel dönüşüm gerekiyor?
Evet iklim değişikliği son günlerin önemli konularından birisi, dirençli kentler, sürdürülebilir kentler, ekolojik kentler, akıllı kentler, peyzaj şehirciliği, bahçe şehir kavramları, yeşil yollar, yeşil örgünler gibi… belki de onlarca farklı yaklaşım öneri çevremizde var gibi duruyor. Ancak temel soru insan konforunu nasıl sağlarız. 10.000 yıl öncesindeki Göbekli Tepe insanıyla, Mısır, Hitit, Pers, Türk vb. farklı uygarlıklarda yaşayan insanların temel beklentisi neydi ve süreç bizi nereye götürüyor. Belki de dikeceğim bir fidandan öte işin fonksiyonel boyutunu kent içinde kendi yaşam mekânlarımızı nasıl kurgulamamız gerektiği, çevremizde nerelere erişmemiz gerektiği vb. bir dizi soruya yanıt vermek gerekiyor. Şu anda çoğunluk için rezidanslarda yaşmak, yurt dışında ünlü başkentlerde dolaşmak, internet erişimi ve yapay zeka bir amaç oldu. Dolayısıyla dikeceğimiz bitkilerden daha ziyade peyzajın hangi fonksiyonlarını destekleyecek, ekosistemlerin verimli çalışmasını sağlayacak sistemsel düzenlemeler nerelerde nasıl, ne büyüklükte, nerelerle bağlantılı olmalı gibi buz dağının arkasındaki ve altında süreçlere ilişkin sorular sormanın vakti geldi diye düşünüyorum. Bu nedenle belki de bu bakış açısı sizin sorunuza açıklık getirir diye düşünüyorum.
“Sıfır karbon” veya “karbon nötr” hedeflerinde peyzajın karbon tutma kapasitesi hayati önemde. Tasarım sürecinde estetik formlar oluştururken, aynı zamanda yüksek karbon tutma kapasitesine sahip ekolojik koridorları nasıl kurgulamalıyız?
Esasında bu sorunun cevabı herkesin bildiği girdi ve çıktı süreçlerinde, eğer girdimiz fazlaysa elbetteki “Sıfır karbon” veya “karbon nötr” hedeflerine ulaşmakta zorluk çekeriz. Bunun sebebi de bizim peyzajımız ve içindeki ekosistemleri doğanın istediği gibi kullanmamamız….Versay sarayına baktığımızda Le notre ve arkadaşlarının müthiş bir performansını görüyoruz. Ancak sosyolojik açıdan baktığımızda, müthiş bir baskı insanları hakimiyet altına alma duygusunun hem mimarı hem de bahçede hakim olduğunu algılıyoruz. Bu durumda kırsaldan kente geçerken neleri arkamızda bıraktığımıza bakmamız gerekiyor. Kentleşmeyi nasıl yönetemediğimizi, yaşanabilir kentler oluşturmak adına kendimizi kutular içine aldığımızı, sosyal olarak bilinçli bir şekilde kendimizi yalnızlaştırdığımıza bakmamız gerekiyor. Dolayısıyla şu anda insanoğlunun bakış açısıyla ister buna güney kuzey deyin, isterseniz gelişmiş ve gelişmekte deyin…Uluslararası düzeyde alınan bazı kararların göstermelik olarak uygulamaya geçirildiğini düşünüyorum. Bu durumda “sıfır karbon” veya “karbon nötr” kavramlarının hayata geçirilmesinde elbette ki peyzaj mimarları olarak önemli katkılarımız olacaktır. Ancak bunun öncesinde yapısal, sosyolojik bazı karar değişikliklerinde de bulunmamız gerekiyor. Burada belki esas soru bireysel olarak ekolojik ayak izimizi azaltmak için nelerden vaz geçmeye hazırız ve bunu nasıl yaygınlaştırabiliriz sorusu… Onun haricinde Mc Harg ın dediği gibi “her kullanım için uygun bir alan her alan için uygun bir kullanım vardır” çerçevesinde hareket edebilirsek yüksek karbon tutma kapasitesine sahip ekolojik koridorlar doğrudan hayatımıza, alışkanlıklarımıza girecektir.
Hayatınızda bir manzara karşısında durup ‘bu beni değiştirdi’ dediğiniz bir an oldu mu? Bir yer, bir bahçe, bir vadi… O anı bize anlatır mısınız?
Evet ilginç bir soru şöyle bir belleğimi taradığımda bu soruya nasıl bir yanıt verilebilir diye düşündüğümde belki de 2150 metre civarındaki bir zirvede Malatya ve Adıyaman illeri sınırındaki Nemrut diyebilirim. Kültürel peyzaj ile doğal peyzajın bütünleşmesine bir örnek olan, gün doğumu ve gün batımında taş heykeller ile dağ manzarasının birlikte eşsiz bir görsel kompozisyon oluşturduğu, Fırat Havzası ve çevredeki dağ sıralarına geniş görüşler sunan, Güneydoğu Anadolu’nun dağlık peyzajına bakınca bir dur dediğimi hatırlıyorum… Commagene Krallığı’nın hükümdarı Antiochos burayı inşa ederken ne düşündü, burayı o günkü koşullarda nasıl buldu vb…sorular dünyaya daha farklı bakmamı sağlamıştır.
Günümüzde iklim kriziyle mücadelede “Mavi-Yeşil Altyapı” sistemleri sıkça konuşuluyor. Bu sistemlerin kentsel planlama ve yönetim aşamasında Türkiye’deki en büyük uygulama engeli nedir?
Yasa, yasa, yasa ve yönetmelikler… Çok konuşuyoruz, çok anlatıyoruz, çok tartışıyoruz ama yasal olarak kentleri daha önceki ismiyle açık yeşil alan sistemlerinin planlanmasına ilişkin yasal bir dayanağımız yok maalesef. 3194 sayılı yasada 10 metrekarelik bir standarttan bahsediliyor. Ama 2026 Türkiye’sinde belli standartlara göre hazırlanmış illerin birbiriyle karşılaştırıldığı bir sistem yaklaşımımız bulunmamaktadır. Bir ilimiz mezarlıkları bir ilimiz refüjleri, bir ilimiz sulak alanları, bir ilimiz kamusal alanları sisteme dahil ederken diğerinde bunlar atlanabiliyor… Peyzaj karakterine uygun bir sistematik yaklaşımız yok. Halk arasında sıklıkla Osmanlı Enderun Mektebi’nin kapısında yazdığı iddiasıyla aktarılan bir söz var “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.” Bu söz esasında tam da bizi ifade ediyor, 7 coğrafi bölgeye ayrılan, 3 tane fitocoğrafik bölgeyi içeren ülkemizde kentlerin peyzaj karakterine ve ekosistem çeşitliliğine dikkat edilmeksizin niceliksel bir oran bu 10 metrekare… Nitelik yani yeşil ve mavi alt yapının ekosistemler içinde nasıl çalıştığına ilişkin kestirimlerimiz hiç yok… Dolayısıyla kendi geleceğimiz için en önemli engel, yasal bir düzenleme olmaksızın yapmak istediğimiz çoğu şey gibi burada da yasal bir düzenlemenin geniş bir bakış açısının uygulamaya geçirilmesi olacaktır. Ondan sonra belki yasal olarak bir şeyler teoriden uygulamaya geçirilebilir…
Bugün lise son sınıfta, peyzaj mimarlığı yazıp yazmamak arasında tereddüt eden bir öğrenci karşınızda olsa, ona ne söylerdiniz? Ve şunu da sormak istiyorum: 20 yıl sonra peyzaj mimarı kime denecek? Çünkü meslek hızla dönüşüyor — yapay zeka, iklim, dijital araçlar…
Bana göre Peyzaj Mimarlığı herkesin bildiği Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinde Fizyolojik İhtiyaçlar, Güvenlik İhtiyacı, Ait Olma ve Sevgi İhtiyacı, Saygı (Değer Görme) İhtiyacı, Kendini Gerçekleştirme, Kendini Aşma (Öz-aşkınlık) sürecinde ilk iki aşamadan sonra geliyor. Bu nedenle gerek planlama boyutunda gerekse tasarım boyutunda sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik hayata geçirilirse, Peyzaj Mimarlarının da bu bağlamda mekana ve topluma katkıları o derece fazla olacaktır. Tabi tereddütte olan arkadaşımızın bu bağlamda bir aynaya da bakması gerekiyor. Ne yapmak istiyorum, mevcut durumda çevre ilişkilerim nasıl, toplumun hangi kesitinde yer alıyorum soruları seçimini kolaylaştıracaktır.
Peyzaj Mimarlığı esasında STEM (Science, Technology, Engineering, Mathematics) yaklaşımı olarak adlandırılan “bilim, teknoloji, mühendislik ve matematiğin” bütünleşik olarak kullanılmasını ifade eden bir sistemin tam merkezinde yer alıyor. Kendisini geliştirmiş, proaktif bir Peyzaj mimarı karmaşık çevresel sorunları analiz eden, bilimsel verileri kullanan, teknolojik araçlardan yararlanan, mühendislik çözümleri geliştiren, nicel yöntemlere dayalı yaklaşımlar sunan bir meslek olarak yer alıyor. Benim inancım mesleğe başlayan ancak standart bakış açısının dışında bir vizyona sahip peyzaj mimarları kendilerine tasarım dan planlama ölçeğine farklı kademelerde yer bulabilecektir. Dolayısıyla 20 yıl sonra farklı ölçeklerde ekolojik, ekonomik ve sosyal sorunları çözebilen, öneriler getirebilen, yaşanabilir çevreler oluşturan kişilere peyzaj mimarı denilecek diyebilirim.
Peki Peyzaj mimarlığı sizi nasıl bir insana dönüştürdü hocam? Bu meslek olmasaydı kim olurdunuz, ne yapıyor olurdunuz?
Bu meslek ve içinde bulunduğum ortam beni, bir satranç oyuncusuna dönüştürdü. Yaşamında ve çevremde birkaç adım ötesini görmemi, değerlendirmemi gerekli önlemleri almamı sağladı. Ani gelişen olaylarda sabırlı olmamı, proaktif olarak süreci yönetebilmemi sağladı. Dolayısıyla çevreyi onarmada ya da iyileştirmede farklı bakış açılarını ortaya koymamı sağladı. Belki de bu meslek olmasaydı, işin daha özel boyutunda bir tıp doktoru olarak hayatıma devam ediyor olabilirdim.
Dergimizin okuyucuları genellikle öğrenciler. Dolayısıyla onlara yönelik bir soru da sormak istiyorum: Eğer 25 yaşındaki Osman Uzun bugün karşınıza gelse, ona ne söylerdiniz? Bir uyarı, bir tavsiye, ya da sadece omzuna bir dokunuş?
Esasında söyleyecek fazla şey yok, çünkü 25 yaşındaki de 50 yaşındaki de aynı şey. Çalışmak çalışmak… Zekanız ne düzeyde olursa olsun, çevre ilişkilerin ne derece güçlü olursa olsun temel kural bıkmadan, usanmadan, disiplinli bir şekilde çalışmak… Çünkü tüm öğrencilerimle paylaştığım bir konu çalışmadan ne ilham geliyor, ne de bir fırsat…
Bu soruda tüm okuyucularımız için: Bir kentin sokağında, parkında, kıyısında yürürken neye bakmalarını isterdiniz? Bizi ‘peyzajı okumayı’ bilen bir topluma dönüştürecek olan nedir?
Öncelikle kendi içlerine baksınlar… Hani felsefede bir söz vardır “Her insan, içinde kimsenin giremediği bir dünya taşır.” İşte öncelikle kişi kendi içini okumayı bilmeli, kendi duygularını düşüncelerini analiz etmeli sentezlemeli… Bunu yaparken de çok okumalı, her türlü bilgi felsefe, doğa, kültür okumaları işte tüm bu çerçeve zaman içinde mesleki olarak aldığınız eğitimle birlikte sizin nereye bakacağınızı, nereyi nasıl çözeceğinizi size fısıldayacaktır. Dolayısıyla empati yeteneği, farklı canlıları ve insanı dikkate alan bir yetenek kazanarak bakış açınızı vizyonunuzu geliştirmiş olacaksınız.
Peyzax okuyucularına vermek istediğiniz son bir mesaj varsa sizi dinliyorum sayın hocam:
Öncelikle bu güzel ve farklı sorular için teşekkür ediyorum. Umarım farklı bakış açıları farklı yorumlar getirebilir sizlere. Hikaye bu ya, öğrenciden bir çiçek çizmesini istemişler, öğretmen gelmiş durun bakalım çiçeği şöyle şöyle çizeceksiniz, şöyle boyayacaksınız demiş. Herkes sınıfta aynı resmi çizmiş ve sergilemiş. Günün birinde çocuk okulunu değiştirmiş, yeni öğretmen çiçek çizin demiş, öğrenci beklemeye başlamış, beklemiş beklemiş, öğretmen neden çizmediğini söylediğinde sizden konut bekliyorum, demiş. İşte tam da bu noktada peyzaj mimarlığına gönül veren bir öğrenci olarak bir meslektaş olarak lütfen hayallerinizi büyük tutun, öncelikle mesleğiniz için çalışın, mesleğin platformunu yükseltmek için çaba gösterin, sizi kalıplara sığdırmak isteyenler olacaktır, gülerek sabrederek ancak bilimle, gerekçelerle sürecinizi kendi çiçeğinizi kendiniz çizin. Elbette ki bu zor olacaktır, ancak bir kere başarırsanız bunu, bundan sonra hiç korkmayın yeni çiçeklerin çizimine vesile olacak, proaktif yaklaşımlarla mesleğinize, ailenize kendi yaşamınıza güç vereceksiniz. Kalın sağlıcakla…

