Beyaz Zemin Üzerinde Kenti Yeniden Okumak
  1. Anasayfa
  2. YAŞAM
  3. Köşe Yazıları

Beyaz Zemin Üzerinde Kenti Yeniden Okumak

0

Kar yağınca şehir bir anda değişmez aslında. Sadece, öteden beri sakladığı şeyleri daha görünür kılar. Normal zamanda aceleyle geçip gittiğimiz bir sokak, ince bir beyazlıkla kaplandığında sanki kendi diline geri döner. Zemin susar, renkler geri çekilir, ayrıntılar fazlalıklarını bırakır. Geriye çizgiler kalır. Bir de izler.

Karın en tuhaf tarafı belki de budur: Örtüyor gibi yapar ama aslında açığa çıkarır.

Yazın asfaltın, tabelanın, vitrinlerin ve taşıtların arasında fark edilmeden dağılan şehir, karla birlikte yeniden okunabilir hâle gelir. Nereden geçildiği, nerede durulduğu, hangi köşenin gerçekten kullanıldığı, hangi merdivenin sadece çizimde iyi göründüğü, hangi rampanın işe yaramadığı, hangi kısa yolun zaten herkes tarafından çoktan icat edildiği ansızın belirir. Tasarımcının çizdiği hat ile hayatın seçtiği hat ilk kez aynı beyaz sayfada yan yana görünür.

Kar, Okumasını Bilen için Kentin Üstüne Serilmiş Geçici Bir Kopya Kâğıdı Gibidir

Bir çocuğun ayak izi ile bir yetişkinin ayak izi arasında yalnızca boy farkı yoktur. Biri zemini keşfederek ilerler, diğeri hedefe yetişmeye çalışarak. Biri iz bırakmayı oyun gibi görür, diğeri çoğu zaman fark etmeden bırakır. Bu yüzden kar yağmış bir sabah, sokakları yalnızca belediyecilik açısından değil, insan davranışları açısından da okumak gerekir. Çünkü kar, insanın mekânla kurduğu ilişkiyi süssüz gösterir. Kim koşmuş, kim temkinli yürümüş, kim duvar dibine sokulmuş, kim gölge değil de rüzgârdan korunacak bir cep aramış, hepsi ortadadır.

blank
25 Aralık 2012 – ERZURUM

Bazı izler kararlıdır. Dümdüz ilerler. Sanki o kişi nereye gideceğini uzun zaman önce seçmiştir. Bazı izlerse tereddütlüdür; kısa kısa, yön değiştirerek, bir an durmuş sonra yeniden başlamış gibidir. Kimi yerde iki ayak izi yan yana gider, sonra biri ayrılır. Kimi yerde küçük patikalar birleşir ve kendiliğinden oluşmuş bir kolektif yol hâline gelir. Planlarda olmayan ama hayatın ısrarla istediği o çizgiler vardır ya; işte kar onları daha yüksek sesle söyler.

Bir kentsel tasarımcı için bu görüntü küçümsenecek bir şey değildir. Çünkü iz, sadece ayak basılmış yer değil; tercih edilmiş yer demektir.

Kar yağınca kent bir ölçüde demokratikleşir de. Yazın baskın olan malzemeler geri çekilir. Granit, bazalt, asfalt, parke, bordür… Hepsi aynı sessizliğin altında eşitlenir. Zemin, sınıfsal gösterisini bir süreliğine askıya alır. O anda görünür olan şey malzemenin pahası değil, mekânın adaletidir. İnsanlar nerede rahat yürüyebiliyorsa, nerede kaymadan ilerleyebiliyorsa, nerede çocuk arabası takılmadan gidebiliyorsa, iyi tasarım orada belirir. Nerede herkes kenardan dolaşıyor, nerede izler parçalanıyor, nerede her adım bir ihtiyat cümlesine dönüşüyorsa, eksiklik de orada kendini belli eder.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Yavaşlayan Şehirler ve Hızla Koşturan İnsanoğlu
blank
30 Ocak 2024 – ERZURUM

Kar, İyi Niyetle Yapılmış ama İyi Düşünülmemiş Ayrıntılara Pek Acımaz

Bir rampanın eğimi kâğıt üstünde kabul edilebilir görünebilir. Bir merdivenin rıhtı yönetmeliğe uyuyor olabilir. Bir kaldırım taşı yerinde ve temiz duruyor olabilir. Ama kar düştüğünde, o küçük teknik kararların insan bedeni üzerindeki gerçek karşılığı ortaya çıkar. Bazen tasarım, tam da en estetik göründüğü yerde en kırılgan hâlini verir. Çünkü kış, gösterişle çok ilgilenmez. Üşümüş bir bedene hızlı cevap vermek ister.

Bu yüzden soğuk iklim kentlerinde kar yalnızca meteorolojik bir olay değil, aynı zamanda mekânsal bir eleştiridir.

Bir de ses tarafı vardır bunun. Kar sadece zeminde değil, havada da iz bırakır. Şehrin gürültüsünü bir miktar emer, kenarlarını yumuşatır. Motor sesi daha uzak gelir, adımlar daha tok duyulur, çocuk kahkahası daha berrak yükselir. İnsan, kar yağarken kentin sertliğinin bir miktar geri çekildiğini hisseder. Sanki şehir, birkaç saatliğine kendi kabalığını unutmuştur. Ama bu geçici nezaketin içinde başka bir gerçek de saklıdır: Her sessizlik huzur değildir. Bazen karın susturduğu şehir, kamusal hayatın zaten ne kadar zayıflamış olduğunu da gösterir. Kimse dışarı çıkmıyorsa, banklar çoktan işlevini yitirmişse, sokak yalnızca zorunlu geçişlere kalmışsa, beyazlık o boşluğu daha da görünür yapar.

thumbnail
Önerilen Yazı
Bir Şehrin Sesinden Karakteri Anlaşılır mı?

Yine de iz, umut verici bir şeydir. Çünkü her iz, “Buradan biri geçti” cümlesini taşır. Bir sabah mahalle arasındaki dar yolda beliren ilk ayak izi, mekânın hâlâ canlı olduğuna dair küçük bir işarettir. Okula giden çocuğun izi, işine yetişen insanın izi, sabah erken saatte ekmek almaya çıkan yaşlının temkinli adımı, oyun oynamak için boş arsaya sapmış iki arkadaşın neşeli zikzakları… Hepsi birlikte şunu söyler: “Şehir, yalnız yapılardan ibaret değil; tekrar eden gündelik cesaretlerden oluşuyor.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Peyzaj Mimarlığı: Dünyada Cenneti Oluşturma Çabası

Belki de bu yüzden kar yağdığında pencereden dışarı bakmak, sadece manzara seyretmek değildir. İnsan biraz da zamanın yere nasıl yazıldığını izler. Çünkü iz dediğimiz şey, anlık görünür ama aslında hafızayla ilgilidir. Bir çocuk, bir kış sabahı parkta ilk kez kızak kaydığı yeri yıllar sonra unutmaz. Bir yetişkin, bir sokakta kayıp düşmenin utancını ya da bir bankta karı seyrederek içinin sakinleştiği o kısa ânı yanında taşır. Mekân, izleri yalnız zeminde değil, insanda da biriktirir.

blank
23 Mart 2024 – ERZURUM

Bu noktada, NTV’nin Yaşasın Mimari adlı belgesel serisinden hatırımda kalan bir sahne beliriyor: Bir mimar, insanların gerçek kullanım akslarını okuyabilmek için şehri besleyen feribottan inen kalabalığa yağmurlu bir günde renkli şemsiyeler dağıtıyor ve sonra o insan topluluğunun nereye dağıldığını izliyordu. (Yazımı araştırırken bunun “arzu hatları” (desire path) denilen mimarlıkta kullanılan bir yöntem olduğunu öğrendim). Belgesel bana şunu düşündürüyor: Bazen kenti anlamak için çizimden çok akışa, plandan çok bedensel yönelmeye bakmak gerekir. Oysa kar, kentsel tasarımcı için bunun neredeyse maliyetsiz, kendiliğinden ve daha da dürüst bir versiyonudur. Yağmurda renkli şemsiyelerle görünür kılınan yönelim, karda doğrudan ayak izi olarak belirir; insanlar nereye sapıyor, nerede kısalıyor, hangi boşluğu yol hâline getiriyor, hangi tasarlanmış güzergâhı sessizce reddediyor, hepsi beyaz zemin üzerinde kendiliğinden yazılır. Bu yüzden kar, yalnızca mevsimsel bir örtü değil, aynı zamanda kentin fiilî kullanımını açığa çıkaran ücretsiz bir saha notudur.

Bazı şehirler karı sadece temizlenmesi gereken bir yük gibi görür. Bazılarıysa onun öğrettiklerini duyar. Nerede rüzgâr kar birikimi yapıyor, nerede gölge zemini gün boyu buzda tutuyor, nerede ağaç dizisi yürüyüşü koruyor, Çocuk, kışın nerede ve ne oynuyor, nerede güneş küçük bir meydanı yaşanır hâle getiriyor… Bunların hepsi kışın daha net anlaşılır. Şehir, en dürüst derslerinden birini tam da beyaza büründüğünde verir.

Bu yazı da ilginizi çekebilir:  Kötülüğü görünür kılmak geleceğin kentsel ütopyası olabilir mi?

Çünkü kar, biçimi değil davranışı ölçer.

Ve iz, bu ölçümün en insani sonucudur.

blank
23 Mart 2024 – ERZURUM

Belki iyi bir kent, üzerinden iz geçmesine izin veren kenttir. Yalnızca temiz, düzenli, simetrik ve kontrollü görünen değil; yürünmüş, kullanılmış, oyalanılmış, benimsenmiş olan. İnsanların üzerine basmaya çekinmediği, çocukların yolunu uzatmaktan korkmadığı, yaşlıların duvar dibine sığınmadan da ilerleyebildiği, kısacası hayatın kendine yer bulabildiği bir kent.

Kar erir. İz silinir. Ama iyi tasarım tam da burada başlar: Silineni bir veri, geçeni bir tanık, kışı ise bir sınav olarak turnusol kağıdı gibi okuyabildiğimiz yerde…

Çünkü bazen bir şehrin karakteri, en çok kar yağdığında görünür. Ve bazen bir kentin vicdanı, geriye kimlerin İz bırakabildiğinde saklıdır…

Son olarak değerli şairimiz Ahmet Telli’nin Karda İzler adlı şiiriyle veda etmek istiyorum:

“Sesi rüzgârda kalmıştır, bakışı bir kuyu derinliğinde
Gülüşü bir salkım söğüt dalı…
Kendi sesinden uyanır da bazen
Kendi sesinden ürperir.

Gittiği yollarda kar vardı
Ve ayak izleri öylece kalmıştı
Baktım, her şey bıraktığım gibi
Sadece yokluğun eklenmiş hayata.”

Dr. Mehmet Emin DAŞ 750 Katkı Puanı
Site Yöneticisi

Peyzax'ın kurucu ve idarecisi. KARSUMA kitabının yazarı (çok yakında).

149 Makale
1 Proje
Bu yazıyı tarihinde yayınladı.

Peyzax'ın kurucu ve idarecisi. KARSUMA kitabının yazarı (çok yakında).

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir