Hızlı Git
Bir peyzaj alanını tasarlarken yalnızca nasıl görüneceğini değil, nasıl yaşanacağını da düşünmek…
Bir meydanda oturan insanları, bir parkta gölgede dinlenenleri, yürüyüş yolunda ilerleyenleri ya da bir ağacın altında sohbet edenleri düşündüğümüzde, aslında peyzajın yalnızca fiziksel bir çevreden ibaret olmadığını görürüz. Peyzaj; insanların içinde hareket ettiği, durduğu, dinlendiği, sosyalleştiği ve bazen yalnız kaldığı bir yaşam alanıdır.
Bu nedenle bir peyzaj alanını değerlendirirken yalnızca bitki seçimine, kullanılan malzemeye, tasarımın estetik görünümüne veya mekânsal organizasyona bakmak yeterli değildir. Tasarlanan alanın kullanıcıyla kurduğu ilişki de en az bunlar kadar önemlidir.
Çünkü tasarımcı için oldukça başarılı görünen bir alan, kullanıcı için aynı ölçüde işlevsel olmayabilir.
Belki çok estetik bir oturma elemanı vardır ama günün büyük bölümünde güneş altında kalıyordur. Belki tasarlanan yaya yolu oldukça düzenlidir ancak insanlar çim alanın üzerinden geçerek kendilerine daha kısa bir güzergâh oluşturuyordur. Belki parkta çok sayıda oturma birimi vardır fakat insanların tercih ettiği yerler, tasarımda özellikle vurgulanmamış ağaç altlarıdır.
Bütün bunlar bize aynı soruyu düşündürür:
Bir mekânı kimin için tasarlıyoruz?
Tasarımcı ne görüyor, kullanıcı ne deneyimliyor?
Peyzaj tasarım sürecinde tasarımcı; alanın topografyasını, bitki örtüsünü, ulaşım bağlantılarını, işlevleri, malzemeleri, renkleri ve mekânsal ilişkileri bir bütün olarak ele alır. Plan, kesit ve üç boyutlu görseller üzerinden gelecekteki mekânı zihninde canlandırır.
Ancak kullanıcı mekânı bir plan üzerinden deneyimlemez.
Kullanıcı için bir alan; yürüdüğü yolun ne kadar rahat olduğuyla, oturduğu yerin gölgede olup olmadığıyla, çevresini ne kadar kolay okuyabildiğiyle, kendini güvende hissedip hissetmediğiyle veya başka insanlarla ne kadar rahat iletişim kurabildiğiyle anlam kazanır.
Dolayısıyla tasarımın başarısı yalnızca tasarımcının ortaya koyduğu görsel bütünlük üzerinden değerlendirilemez. Mekânın gerçek yaşamdaki karşılığı da önemlidir.
Kamusal alanlara yönelik çalışmalarda da insanların yapılı çevreyi nasıl algıladıklarının, mekânı nasıl kullandıkları ve içinde nasıl hareket ettikleriyle ilişkili olduğu belirtilmektedir (Dubey et al., 2019).
Bu nedenle bazen bir tasarımın en önemli verisi, tasarım tamamlandıktan sonra ortaya çıkabilir:
İnsanlar bu alanı gerçekten nasıl kullanıyor?
Kullanıcı tek bir profilden ibaret değildir
“Bu alan kullanıcılar için tasarlandı.” dediğimizde aslında kimi kastettiğimizi de düşünmek gerekir.
Çünkü kentte yaşayan herkes aynı ihtiyaçlara sahip değildir.
Bir çocuk için park; oyun oynayabileceği, hareket edebileceği ve keşfedebileceği bir alan olabilir. Bir genç için arkadaşlarıyla vakit geçirebileceği bir buluşma noktasıdır. Yaşlı bir kullanıcı için ise yürüyüş sırasında dinlenebileceği, gölgeli ve rahat oturma alanlarının bulunduğu bir çevre daha önemli olabilir.
Tekerlekli sandalye kullanan bir birey için zemin sürekliliği ve eğim kritik olabilirken, görme güçlüğü yaşayan bir kullanıcı için yön bulmayı kolaylaştıran mekânsal ipuçları daha önemli hale gelebilir.
Dolayısıyla “herkes için tasarım” herkese aynı şeyi sunmak anlamına gelmez.
Tam tersine, farklı kullanıcıların farklı ihtiyaçlarını karşılayabilecek seçenekler oluşturmak anlamına gelir.
Amerikan Peyzaj Mimarları Derneği’nin (ASLA) evrensel tasarım yaklaşımında da kamusal alanların erişilebilir, konforlu, katılımcı, ekolojik, okunabilir, çok duyulu ve yürünebilir olması gibi farklı boyutlar birlikte ele alınmaktadır.
Bu yaklaşım peyzaj tasarımını yalnızca fiziksel erişim meselesinin ötesine taşır.
Çünkü bir alana girebilmek ile o alanı gerçekten kullanabilmek aynı şey değildir.
Erişilebilirlik bir rampadan daha fazlasıdır
Peyzaj tasarımında erişilebilirlik denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak rampalar, geniş yollar veya uygun eğimler gelir. Bunlar elbette önemlidir; ancak erişilebilir bir çevrenin oluşturulması bundan çok daha kapsamlıdır.
Bir kullanıcının alana ulaşabilmesi, alan içinde bağımsız biçimde hareket edebilmesi, dinlenebilmesi, yönünü bulabilmesi ve diğer kullanıcılarla eşit biçimde mekâna katılabilmesi gerekir.
Örneğin bir parkın girişinde rampa bulunması, parkın tamamının erişilebilir olduğu anlamına gelmez. Rampadan sonra devam eden yolun uygun olmaması, zeminin kaygan olması, dinlenme noktalarının yetersiz olması veya yönlendirme elemanlarının anlaşılır olmaması kullanıcının deneyimini doğrudan etkileyebilir.
ASLA da erişilebilir tasarımın yalnızca teknik standartların karşılanmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini; peyzaj mimarlarının farklı fiziksel, duyusal ve bilişsel gereksinimleri tasarım sürecinin bir parçası olarak ele alması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bu nedenle erişilebilirlik, tasarımın sonradan eklenen bir parçası değil, başlangıçtan itibaren düşünülmesi gereken temel bir tasarım yaklaşımıdır.
Kullanıcı bazen tasarımın eksiklerini gösterir
Peyzaj alanlarını anlamanın en ilginç yollarından biri, insanların tasarımcının öngördüğü şekilde değil, gerçekte nasıl davrandıklarına bakmaktır.
Örneğin tasarlanan yaya yolunun yanında insanların sürekli olarak çim üzerinden geçtiğini düşünelim.
İlk bakışta bu durum “kullanıcı yolu kullanmıyor” şeklinde yorumlanabilir.
Fakat başka bir açıdan bakıldığında kullanıcı bize bir şey söylüyor olabilir.
Belki alternatif güzergâh daha kısadır.
Belki tasarlanan yol doğrudan güneş almaktadır.
Belki insanlar diğer taraftaki oturma alanına ulaşmak için doğal olarak bu rotayı tercih etmektedir.
Belki de tasarımda belirlenen yaya hareketi, insanların mekânı kullanma biçimiyle örtüşmemektedir.
Bu noktada kullanıcı davranışı bir problem olmaktan çıkıp tasarım için bir veriye dönüşebilir.
İnsanların nerede yürüdüğü, nerede durduğu, hangi alanları tercih ettiği ve hangi alanlardan kaçındığı; tasarımın nasıl çalıştığını anlamak açısından önemli ipuçları verebilir.
Gehl’in insan odaklı kamusal alan yaklaşımında da mekânların yalnızca fiziksel özellikleriyle değil, insanların bu alanlarda gerçekleştirdiği günlük yaşam ve aktiviteler üzerinden değerlendirilmesi öne çıkmaktadır. Günümüzde bu yaklaşım gözlem, kamusal yaşam araştırmaları ve kullanıcı katılımı gibi yöntemlerle desteklenmektedir.
Belki de bazen tasarımın bize söylediğinden çok, insanların tasarıma verdiği cevapları dinlemek gerekir.
Herkes için tasarım, herkese aynı tasarım değildir
Bir parkın herkese açık olması, herkes için aynı derecede kullanılabilir olduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle tasarımda farklı seçeneklerin oluşturulması önemlidir.
Güneşli bir oturma alanının yanında gölgeli bir alternatif bulunabilir. Hareketli kullanıcılar için açık ve kesintisiz bir güzergâh oluşturulurken, daha sakin bir deneyim isteyenler için farklı bir rota tasarlanabilir.
Kamusal alanlarda farklı oturma biçimlerinin bulunması da benzer bir yaklaşımın parçasıdır. İnsanların bazıları tek başına oturmayı, bazıları grup halinde vakit geçirmeyi, bazıları ise yalnızca kısa süreli dinlenmeyi tercih edebilir.
ASLA’nın evrensel tasarım rehberinde de kamusal alanların farklı kullanıcı gruplarına farklı seçenekler sunmasının önemli olduğu belirtilmektedir. Özellikle park ve meydanlarda tek bir çözümün bütün kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamayabileceği; bu nedenle farklı kullanım ve deneyim olanaklarının oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu bakış açısı peyzaj tasarımını daha esnek hale getirir.
Çünkü iyi bir kamusal alan, herkesi aynı şekilde davranmaya zorlamak yerine farklı insanların kendi ihtiyaçlarına göre kullanabileceği olanaklar sunar.
Mekân yalnızca tasarlanmaz, yaşanır
Bir peyzaj projesi çizim aşamasında tamamlanmış olabilir.
Bitkiler seçilmiş, yollar belirlenmiş, oturma alanları yerleştirilmiş ve malzemeler kararlaştırılmıştır.
Fakat gerçek anlamda mekân, insanlar onu kullanmaya başladığında ortaya çıkar.
Bir bankın çevresinde oluşan sohbetler, çocukların kendiliğinden keşfettiği bir alan, insanların yazın gölgede toplandığı bir ağaç altı ya da kullanıcıların zaman içerisinde oluşturduğu alternatif bir yürüyüş güzergâhı; tasarımın kâğıt üzerindeki halinden farklı bir yaşam ortaya çıkarabilir.
Bu nedenle peyzaj mimarlığında tasarımın son noktası, projenin uygulanması olmak zorunda değildir.
Mekânın kullanılması, gözlemlenmesi ve gerektiğinde yeniden değerlendirilmesi de tasarım sürecinin devamı olarak düşünülebilir.
Nitekim kentsel yeşil alanlara ilişkin araştırmalar, profesyoneller ile kullanıcıların aynı mekânın faydaları ve sorunları hakkında her zaman aynı algıya sahip olmadığını göstermektedir. Bir araştırmada profesyonellerin kullanıcı memnuniyetini bazı durumlarda olduğundan yüksek değerlendirebildiği ve özellikle gece güvenliği gibi konularda kullanıcı deneyiminin farklılaşabildiği ortaya konmuştur (Bijker et al., 2022).
Bu sonuç, tasarımcının bilgisinin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Aksine, tasarım bilgisi ile kullanıcı deneyiminin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
Peki iyi bir peyzaj tasarımı nedir?
Belki de bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
İyi bir peyzaj tasarımı estetik olabilir. Fakat yalnızca estetik olması yeterli değildir.
İşlevsel olabilir. Fakat yalnızca işlevsel olması da yeterli değildir.
Ekolojik olabilir. Erişilebilir olabilir. Güvenli olabilir. İnsanları bir araya getirebilir. Bazen de bir insanın kalabalığın içinde kendisine ait küçük bir alan bulmasını sağlayabilir.
Asıl önemli olan, bütün bu özelliklerin mekânın bağlamı ve kullanıcıların ihtiyaçlarıyla birlikte düşünülmesidir.
Peyzaj mimarlığı bu noktada yalnızca fiziksel çevreyi biçimlendiren bir meslek olmaktan çıkar. İnsanların çevreyle kurduğu ilişkiyi anlamaya ve bu ilişkiyi destekleyecek mekânlar oluşturmaya dönüşür.
Belki de tasarım sürecinin başında sormamız gereken soru,
“Buraya ne koymalıyım?”
değil,
“Burayı kullanacak insanlar burada ne yaşamak isteyecek?”
olmalıdır.
Çünkü bir alanı park yapan yalnızca ağaçlar, yollar, çimler veya oturma elemanları değildir.
Orada yürüyen, bekleyen, oynayan, dinlenen, karşılaşan, konuşan ve bazen hiçbir şey yapmadan oturan insanlar da o peyzajın bir parçasıdır.
Ve belki de bir peyzajın gerçekten başarılı olup olmadığını anlamanın en güzel yolu, planına bakmaktan önce ona bakıp şu soruyu sormaktır:
Bu mekân gerçekten insanların hayatında bir yer bulabiliyor mu?

